KİTAPTAN ÖTE PROJESİ ----ORTAK KİTAP GÖREVLERİ
1. Ahmet Uluçay BİLSEM- Esra KOYUNCU
Kitap Kapağı Tasarımı- Kitap İsmi Bulma
2. Ahmet Uluçay BİLSEM- Merve ÖZTÜRK
Kitap sayfaları tasarımı, sayfa arka planları
3. Tavşanlı BİST Anadolu Lisesi- Leyla PERTEK
Hikaye Yazma 2-6 sayfalar
4. Tavşanlı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi- Feyza ÖZER
Hikaye Yazma 7-11 sayfalar
5. Kütahya Ali Güral Lisesi- Müzeyyen Çelik KESMEGÜLÜ
Hikaye Yazma 12-18 sayfalar

Odyesa
Odyesa Kasabası'nın sıradan tam bir kara kasvet olan günlerinden birindeydik yine. İkliminden dolayı güneş çok az gün yüzüne çıktığı için yerli halk tarafından elmas olarak adlandırılan ve ne yazık ki bir dahaki sefere kadar insanı güneşin sıcağına hasret bırakan bir kasaba.
Çeşitli efsane ve mitlerin döndüğü, sözde doğa üstü olayların sürekli kasabanın yaşlıları tarafından çocukları korkutup uslu durmaları için anlattıkları ilginç şeyler de cabasıydı.
"Hey Cassie gökyüzü gibi sürekli kasvetli," sanki yanlış bir şey söylemiş gibi durdu ve tekrar devam etti. "Ah kasvetli yetmez. Kara kasvet senin zihninden geçenler için daha doğru bir terim olur. Her neyse işte neler geçiyor oradan." dedi Jonathan. Ona ters ters baktım ve "Kapa çeneni Cwerly." dedim sürekli hitap ettiğim gibi soy adıyla hitap ederek.



Yüzünü buruşturdu ve baş aşağı sallandığı ağaçta kendisini normal hale getirip yanıma indi. "Hadi ama Cassie biraz daha mutlu olabilirsin. Yani tamam sevgili kasabamız buna çok müsait değil ama yine de kendimizi mutlu edebiliriz.
O neredeyse her gün gerçekleştirdiği kendisine göre elmas niteliğindeki bir değer de olan konuşmalarından birisini sürdürmeye devam ederken dikkatimi karşıdan gelen yabancıya çevirdim.
Yabancı bu kasaba için gerçekten de fazla yabancı duruyordu. Diğer bir tabirle bu kasaba için önemli bir yere sahip olan elmas madeni gibi doğrudan fark ediliyordu. Daha önce kasaba da hiç böyle birisini görmediğime emindim.
"Hey Cwerly şuna baksana," dedim yaslandığım ağaç gövdesini bırakıp ayağa kalktığımda. Şimdi o da benim baktığım yere bakıyordu. "Ellerindeki bavullara baksana, zengin birisine benziyor."
Yüzümü buruşturup, "Hadi ama yapma zengin birisinin burada ne işi olur ki?" dedim. "İstasyon müdürünün bir akrabasıymış." diye seslendi Hans.
Yaşlı Johan'ın zengin akrabası mı varmış dedim içimden. Saçmalık!
"O ihtiyarda bizim bilmediğimiz daha neler vardır." Başımı salladım. Cwerly sanki içimi okumuştu. Ah benim kadim dostum! Ortamdaki kasveti dağıtan yabancı oldu.
"Tanrı aşkına beni neden süzdüğünüzü söyler misiniz? Yoksa daha önce hiç misafir görmediniz mi?"
Yabancının bu dediğiyle kendimize geldik. Hızla yanına yaklaşıp elindeki bavulları aldık. Garip bir adamdı. İstasyon müdürüyle hiçbir benzerlikleri yoktu. Sanırım akrabası değil arkadaşı diye düşündüm içimden. Sonunda yabancı yine sessizliğimizin derinliğinden sıkılıp, "Arka bahçeye bakan bir oda istiyorum." dedi.
'Malesef arka bahçeye bakan odalarımızda boş yer yok bayım. 'diyerek nazikçe cevap verdi Cwerly. Yabancının kaşları çatıldı, gergin bir şekilde şu cümleleri kurdu: 'Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?' Prensiniz sizin bu kıytırık otelinize gelmiş ve bir oda istiyor. ' Sizin verdiğiniz cevap hayır mı yani?' Ah Johan neden çağırdın beni buraya gerçekten. Endülüs turumun yarısında senin yüzünden bu karanlık kasabanın içine düştüm.'
O an bu garip adamın kim olabileceğine dair tüm tezlerim çürüdü. 'Tabi ya.' diye geçirdim içimden. Bu adam oydu. Johan'ın kasabanın küçüklerine anlattığı, zamanında hepimizin dalga geçtiği o adamdı. Kıyafetleri, sarı uzun saçları dahil her şeyiyle tam olarak Johan'ın anlattığı gibiydi. Sanırım bu gerçeği fark eden tek kişi bendim.
Sesleri duyan Hans yaptığı işi bırakıp "Neler oluyor burada?" diyerek yanımıza geldi.
Benim tanıdığım Cwerly adamın bu sözlerine asla anlayış göstermez ve adamı buradan yaka paça gönderirdi. Üstten konuşan insanlara tahammülü yoktu. Ben bunu bildiğim için hemen söze girdim. "Sayın Prens'im onu bağışlayın. Size arka bahçeye bakan odalarımızdan birisini ayarlamaya çalışacağız." dedim. Adam sanki hak ettiği muamele tam olarak buymuş gibi üstten bir tavırla, "Önce yemek yemek istiyorum." dedi. Ah sen kraliyet soyundan olmasaydın ben sana yapacağımı bilirdim de...
Cwerly'nin adama tahammül edemeyeceğini bildiğimden adamı hızlı bir şekilde otele götürmek için yola koyulduk. Adam yolda bile kendini beğenmiş tavırlarından taviz vermemişti.Sonunda otele varmıştık. Bu otel ormana sadece bir kaç kilometredeydi.Adamı odasına yerleştirmek için içeri girdik.Cwerly'nin yüz ifadesinden bu durumdan hoşnutsuz olduğu belli oluyordu.Adamı odasına çıkardık. Adam sinirli bir şekilde: "Odam burası mı yani?" dedi.Cwerly hemen çıkıştı:"Ne yani saray mı bekliyordun prensimiz?" dedi. Adam Cwerly'nin beklenmedik çıkışmasından tırsmış olmalı ki ses çıkarmadı.Ben hemen lafa girerek adama: "Karnınız açtı sanırım,hadi aşağı inip bir şeyler yiyelim." dedim.Öğle yemeğine yetişmiştik,hızlı bir şekilde bir şeyler yedik.
Yemeğimizi yedikten sonra adama biraz ormanda gezmeyi teklif ettim. Adam ne kadar isteksiz de olsa gelmeyi kabul etti. Ormana doğru giderken bir şey fark ettim. Biz hala adamın ismini sormamıştık. Adama ismini sorduğumda isminin Martin olduğunu söyledi. Cwerly hala kendi kendine homurdanıyordu.Bu durumdan baya hoşnutsuz olduğu yüzünden anlaşılıyordu. Ormana vardığımızda suyu berrak, şırıl şırıl akan bir nehir karşıladı bizi.Etrafta kuş cıvıltıları... Kasabanın aksine burası gerçekten huzur doluydu.Martin'in burayı sevdiği her halinden belliydi. Cwerly de sakinleşmiş gibi görünüyordu.
Martin birden derin bir nefes çekti içine.Ormanın muhteşem havası hepimizi sarmıştı anlaşılan.Yavaş adımlarla nehir boyunca yürümeye başladık.Sohbetimiz esnasında öğrendik ki bu yabancı,aslında imparatorun danışmanı olan Kont Martin Stark imiş.Her hareketinden saygın bir kişilik olduğu belli olan Martin kasabamıza ne için geldiğini anlatmaya başladı.Sohbet ederken ne kadar zaman geçti,ne kadar yürüdük tam kestiremiyorum.Bir an Cwerly ile gözgöze geldik.Onun da çok yorulduğu gözlerinden belli oluyordu.Bir an önce otele varmak ve hiçbir şey yapmadan yatağıma uzanmak istiyordum.Dönüş yolunda Kont Martin bize istasyon hakkında sebebini anlayamadığımız bir şekilde acayip sorular sordu.Arkadaşıma baktığımda onun da bu sorulardan rahatsız olduğunu anlamıştım.
Sorduğu sorulardan bir tanesi de tren istasyonunda yaşayan evsiz adamın geçen ay birdenbire ortadan nasıl kaybolduğu ile ilgiliydi. Kasabalının adını "Fond" koyduğu kimsesiz ihtiyarın nerden,nasıl geldiğini kimse bilmiyordu. Ben bildim bileli istasyonun arkasındaki çatısı göçmüş kulübede kalıyordu. Kasabanın kasvetli havası gibi kapkara,kızgın bakışları vardı. Tren görevlisi Fondla arasıra konuşuyormuş. Fond ona son günlerde Ayasofya'nın avizeleri için madenden çıkarılan nadide elmasların saklandığı odadan seslerin geldiğini söylemiş. Tren görevlisi ilk başta evsizin onunla dalga geçtiğini düşündüğü için gülüp geçmiş. Bir hafta sonra Fond ve elmaslar ortadan kayboldu. Tren görevlisine elmasların kaybolduğunu söylemek için biri geldi. Tren görevlisi evsizin olmadığını fark edince elmasların ortadan kaybolmasında bir ilgisi olduğunu düşündü.
Ama bir türlü ne elmaslardan ne de Fond'dan bir haber çıkmadı.Akıllarda ise birkaç ihtimal...Sonrasında da kimse bir daha bu konuyu açmadı.Şimdi ise benim aklımı kurcalayan tek bir soru:"Martin için bu konu neden bu kadar önemli?" Otele vardığımızda vakit çok geç olmuştu.Çok yorgun olmama rağmen sıcak bir duşun bedenimi ve zihnimi rahatlatacağını düşünerek duşa girdim.Duştan sonra yan odada kalan Cwerly'nin çoktan uyumuş olacağını düşünerek ben de yatağıma geçtim.Bugün başımızdan geçenleri,Martin'i ve Fond'u düşündüm.Acaba bizim bilmediğimiz bir şeyler mi vardı ortada?Tüm bunları bir kenara bırakıp sabah oda görevlisinin yakmış olduğu tütsüden yayılan şeftali kokusu eşliğinde rahat ve derin bir uykuya daldım.
Uyandığımda dışarıdaki hava yine tam bir kara kasvet havasıydı. Kont Martin'e dair merakım git gide artıyordu. Bir yandan da ortadan kaybolan Fond ve elmaslarla ilgili düşünceler üretiyordu zihnim. Fond acaba insanların düşündüğü gibi efsanevi biri miydi yoksa alalade bir meczup muydu? Canı sıkıldığı için mi ortadan kaybolmuştu. Bunların hepsi karmaşık bir bilmece gibi sürekli kafamda dönüyordu. Bunları düşünürken acıktığımı fark ettim otelin yemek salonuna indim. Kahvaltı bana iyi gelirdi. Bir kahve zihnimi açar ve düşüncelerimden sıyrılmam için bana enerji verebilirdi. Buna ihtiyacım vardı.
Kahvemi içerken en arka masada bir grup insanın kendi
arasında konuştuğunu fark ettim. Kasabada bir kumarbazın
son oynadığı oyunda yüklü bir miktar para kaybettiğini ve
kumarhane sahibine size dünyanın en değerli incisini
getirerek borcumu ödeyeceğim, dediğinden bahsediyorlardı.
Bu değerli inciyi acaba nereden bulacaktı? Yeni bir hırsızlık
planı mıydı bu? Ya da inci bir şifre miydi?
Kumara aşkla bağlanan insanlar sıkıştıklarında hırsızlık
yapmazlar mıydı? Peki, bu durumun kayıp elmaslarla
bağlantısı olabilir miydi?
Aklımda türlü sorularla dışarı çıkmaya karar verdim.
Önce odama çıkıp üzerime bir pelerin alacaktım.
Hava çok kapalıydı ve soğuktu.
Dışarı çıktığımda düşündüğümün aksine havanın ılık olduğunu fark ettim. İnsanların toplu olarak oturup kahve içtikleri ve kasabada olan bitenleri konuştukları mekanlara gitmeye karar verdim. İlla ki merak ettiğim konularla ilgili bir şeyler duyardım oralardan.
Öncelikle Hasan Sabbah kervansarayının içinde bulunan oyun salonuna gittim. İnsanlar burada akşama kadar satranç ve dama oynarlar, düzinelerce bardak kahve içerler ve dedikodu yaparlardı.
Satrançta mağlup olanlar oyuna doymaz ve yeniden yeniden oynamak isterler uykularını bastırmak için de yine kahveye yüklenirlerdi. Kasabanın eğlence meraklıları da bu insanların hırslarını, üzüntülerini, mağlubiyetlerinden kendilerine çıkacak payı anlamak için buraya akın ederlerdi.
Buradan muhakkak bir şeyler işitirdim. Fond neredeydi? Elmasları kim çalmıştı? Kumarbazın bahsettiği inci kimdeydi?
Hasan Sabbah kervansarayı beni yine yanıltmadı. Hınca hınç doluydu ve ter kokuyordu. Rastgele bir masaya oturdum. İnsanları gözlemlemeye başladım. En hararetli tartışma neredeyse onlara kulak kesiliyordum. Birden Fond ismi kulağıma çalındı. Bir bahane bulup o tarafa doğru gittim. Yaşlı bir Odyesalı Fond'un sivil polis olduğunu ve deşifre olduğu için ortadan kaybolduğundan bahsediyordu.
Elmaslar peki? Fond'un da elmasları çalan hırsızların peşinde olduğu ilişti kulağıma.
Fond hırsızları yakalayabilmiş miydi peki? Şimdi ortaya çıksa bütün gizemler çözülürdü.
Ben olan biteni dinlerken ve fazla kahve içmekten beynim uyuşmuşken dışarıda bir tantana koptu. Herkes kendini dışarıya attı. Polis kervansarayda bir odadan hırsızlık yapmaya çalışırken kumarbazı yakalamıştı. Demek ki kumarbaz kervansaraya kalmaya gelen tüccarları takip edip ne taşıdıklarını araştırıyordu. İnciler hakkında da bu şekilde bilgi sahibi olmuştu. Kumarbazı kim yakalamıştı peki.
Tabiiki Fond. İşte gizemli Fond ortaya çıkmıştı ve ardında da Kont Martin bütün heybetiyle yürüyordu. Demek bunların hepsi polis teşkilatındandı. Kont Martin de bir polis dedektifiydi. Etrafta bu işin Fond'un son işi olduğu artık emekli olacağı da dillendiriliyordu. Kont Martin'in elmas meselesini de açıklığa kavuşturduğu, ancak detayların henüz halkla paylaşılmadığı da konuşuluyordu. Bense gizem peşinde koşmaya devam edecektim. Öncelikle kayıp elmasların yerini öğrenip başka kasabalara gidip dikkatimi çekecek başka mevzular bulacak ve bunları romanlaştıracaktım.
Kont Martin ve Fond kumarbazı içeri tıktıktan sonra insanlara bir açıklama yapma gereği duydular. Aksi halde dedikodular kendilerine zarar verecekti. Elmasları da kumarbazın çaldığını ve hepsini Şamlı tüccarlara satıp parasını da kumarda kaybettiğini anlattılar. İncileri ise son anda çalınmaktan kurtarmışlardı. Bütün bunların çözüme kavuşmuş olması benim kendime yeni yerler bakmam gerektiği anlamına geliyordu. Ertesi sabah gün doğarken kasabadan ayrıldım.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $6.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $6.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!