Bu e-kitap "Dilimizin Zenginlikleri" projesi kapsamında proje komisyonu üyelerimiz tarafından hazırlanmıştır. Görseller için yapay zeka araçları kullanılmıştır.
Kopya edilemez, iktibas edilemez. Tüm hakları saklıdır. Para ile satılamaz.
"Dilimizin Zenginlikleri" Projesi Komisyon Üyeleri

Bu e-kitabın hazırlanmasında emeği geçen tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve okul idaresine şükranlarımızı sunuyoruz.
"Dilimizin Zenginlikleri" Projesi 2024-2025 Komisyon Üyeleri
"MİNİK KALEMLERDEN HİKÂYELER" YARIŞMASI
DERECEYE GİREN HİKÂYELER
1. KADİR VE ARKADAŞLARI.................................................................................4-8
4/B Meryem ERİN
2. GÖKYÜZÜNDEKİ YILDIZ..................................................................................9-13
4/A Asya ELAY
3. BİR TATİL HEYECANI....................................................................................14-22
4/B Mert Can BOLAT
ÖZEL ÖDÜL-ANNEMİN ROMANI.....................................................................23-29
4/C Talal ZAFİR
KADİR VE ARKADAŞLARI
Güney Kutbu'nda keşfetmeyi çok seven Kadir adında bir penguen yaşarmış. Kadir aynı zamanda canlı yaşamlarıyla ilgilenen bir penguen olduğu için doğaya dair merak ettiği her şeyi etrafta gezinerek veya büyüklerine sorarak öğrenirmiş.
Yine bir gün evin etrafında gezinirken arkadaşlarından Mert yanına gelip:
-Merhaba Kadir. Biz Esma ile kimsenin daha önce gitmeye cesaret edemediği bir yer duyduk ve onu keşfe çıkacağız. Bizimle beraber yeni bir keşfe var mısın? Diye sormuş.
Kadir bu yerin adını sorunca Esma heyecanla:
-Yakamoz Mağarası, diye bağırmış.
Bunu duyan Kadir endişelenerek daha önce anne ve babasının o mağaranın çok tehlikeli olduğunu ve oradan uzak durmaları gerektiğini söylediklerini hatırlamış:
-O mağaraya anne ve babamızdan izinsiz gidemeyiz Mert. Bu çok tehlikeli. Büyüklerimiz bize keşif konusunda yanlış yol göstermez, onların sözünü dinlemeliyiz, demiş.
Kadir endişeli bir şekilde etrafa bakınırken Mert ve Esma kendi aralarında konuşup mağaraya gizlice gitmeye ve bunu Kadir'den saklamaya karar vermişler. Mert:
-O zaman biz de gitmeyelim Kadir. Madem tehlikeliymiş, evimize dönelim, diyerek oradan uzaklaşmış.
Kadir, arkadaşlarının bir işler çevirdiklerini hemen anlamış ve onları takip etmiş. Bir de ne görsün? Arkadaşları Yakamoz Mağarası'na doğru gidiyorlarmış. Mağaraya tam girecekken karşılarına bir arı sürüsü çıkmış. Kadir hemen arkadaşlarının yanına doğru koşup:
-Sakın kıpırdamayın, diye bağırmış. Kıpırdamazsanız sizi fark etmezler, demiş.
Kadir ve arkadaşları korkuyla hareketsiz bir şekilde durup arıların gitmesini beklemişler. Nihayet arılar Kadir ve arkadaşlarına zarar vermeden oradan uzaklaşmışlar. Arılar gider gitmez Mert, Kadir'e bunu nereden bildiğini sormuş.

Kadir:
-Bir gün babamla keşifteyken babam bana arılar ve çiçeklerden bahsetmişti. Bana arıların gözlerinin petek şeklinde olduğu için hareketsiz cisimleri algılayamadıklarını söylemişti. Büyüklerimiz bizden çok daha bilgili olduklarından bizi tüm kötülüklere karşı korumak istiyorlar. O yüzden onlardan habersiz hiçbir yere gitmemeliyiz.
Bunun üzerine Kadir, Mert ve Esma bir daha büyüklerinden habersiz hiçbir yere gitmeyeceklerine dair birbirlerine söz verip güle oynaya yuvalarının yolunu tutmuşlar.
"MİNİK KALEMLERDEN HİKAYELER" YARIŞMASI BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ
4/B-MERYEM ERİN
GÖKYÜZÜNDEKİ YILDIZ
Ela çalışkan, dürüst ve sorumluluk sahibi bir çocuktu. Yatma saati gelmişti. Ela, her gün yıldızları ve ayı selamlamadan yatmazdı. Ama onun gözdesi Kutup Yıldızı'ydı.
O akşam da diğer akşamlar gibiydi. Sütünü içti, pijamasını giydi ve dişlerini fırçaladı. Artık yatmaya hazırdı.
Annesi:
-Kızım sen daha yatmadın mı?
Ela:
-Anne, daha yıldızları ve ayı selamlamadım. Hele de Kuzey Yıldızı'nı...
Annesi:
-Selamla da uyu artık!
Ela:
-Tamammmmm!
Ela, camdan baktı. Bir de ne görsün, yıldızlar yok!
-Anne yıldızlar görünmüyor.
Annesi:
-Yıldızlar yok mu? Sanırım ışık kirliliğinden yıldızlar görünmüyor. Hadi sen uyu.
Ela:
-Peki anne.
Ela'nın bu duruma canı sıkılmıştı. Bugün onları
selamlamadan uyuyacaktı.
Ela yatağına girdi ve gözlerini kapattı. Rüyasında bir ağlama sesi duydu. Evet, bu Kutup Yıldızı'ydı. Ela ona neden ağladığını sordu.
Kutup Yıldızı:
-Işık yoğunluğundan gökyüzünde görünmüyoruz, dedi.
Ela hiçbir şey söyleyemeden öylece bakakaldı.
Sabah olmuştu. Ela derin bir nefes aldı ama dün gece gördüğü rüya onu çok etkilemişti. Kahvaltısını bitirip okula gidince gördüğü rüyayı arkadaşlarına anlattı. Işık kirliliğinin nedenleri hakkında biraz konuştular. Meğer ne cok şey varmış.
Cadde, sokak, yol aydınlatmaları, reklam panoları, gökdelenler ve bina ışıklandırmaları, turistik yerlerin aydınlatmaları, güvenlik için kullanılan ışıklar gökyüzünü görmemizi engelliyormuş. Bitki ve hayvanlara da zararı varmış. Yönlerini bulamayan deniz kaplumbağaları, sinekler, böcekler, zamansız açan çiçekler hep ışık kirliliğindenmiş.
Ela bu akşam da heyecanla pencerenin önündeki yerini aldı. Heyecanla gökyüzüne baktı. Yıldızlar ve ay oradaydı. Tabii Kutup Yıldızı da...
"MİNİK KALEMLERDEN HİKAYELER" YARIŞMASI İKİNCİLİK ÖDÜLÜ
4/A-ASYA ELAY
BİR TATİL HEYECANI
Bir yaz günüydü. Anneannemin köyüne gideceğim için çok heyecanlıydım. Anneannemin köyü cennet gibi bir yerdi. Ormanların içinde, yemyeşil, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve derenin şırıltısı ile muhteşem bir köydü.
Babamın senelik izne ayrılmasını dört gözle bekliyordum. Annem ile köye gitmek için hazırlandık. Tam o sırada annemin telefonu çaldı. Arayan babamdı.
Annem gülümseyerek:
-Mert Can akşama hazır ol, köye gidiyoruz, dedi.
Sevinçten havalara uçtum. Akşam olmasını sabırsızlıkla bekliyordum.
Akşam olunca babam işten geldi, yemeğimizi yedik. Eşyalarımızı arabaya yerleştirdik. Köyün yolunu tuttuk. Nihayet anneanneme gelmiştik, koşarak boynuna sarıldım. Anneannem de bizi görünce çok mutlu olmuştu. Evin önünde, kocaman çınar ağacının altında akarsu akıyordu. Buz gibiydi. Kana kana buz gibi sudan içtim. Anneannem semaverde mis gibi çay demlemişti. Ailece sohbet ederek çayımızı içtik. Artık yatma vakti gelmişti. Bir an önce sabahın olmasını bekliyordum. Seher vakti bülbüllerin ötmesini, sincapların daldan dala atlamasını çok özlemiştim. Yatağa yatmadan önce pijamamı giyip dişlerimi fırçaladım.
Sabah olmuştu. Annem:
-Mert Can, kalk artık, sabah oldu, diyerek beni uyandırdı.
Yataktan fırladığım gibi annemi öptüm. Akarsuyun yanına gelerek elimi yüzümü buz gibi suyla yıkadım. Çınar ağacının altına oturup sincapların o daldan bu dala atladıklarını, cevizleri nasıl yediklerini izledim. Bazı cevizleri de yemeyerek toprağa gömdüklerini gördüm. Merakla anneanneme sordum:
-Anneanneciğim! Sincaplar neden cevizleri toprağın altına gömüyorlar?
Anneannem:
-Canım torunum, sincaplar önce karınlarını doyurur
sonra kışın aç kalmamak için cevizleri toprağa gömerler veya saklarlar. Kışın kar yağdığında sakladıkları cevizleri çıkararak karınlarını doyururlar. Bulamadıkları cevizler sonra ceviz fidanı olur, dedi.
Annem semaveri yaktı. Canım babamla birlikte fırından sıcak pide almaya gittik. Eve dönerken köprünün altında üç tane yavru köpek gördük. O kadar tatlıydılar ki anlatamam. İki-üç parça ekmek verdik, yolumuza devam ettik. Annemgil kahvaltıyı hazırlamışlardı. Güzelce kahvaltımı yaptım. Annemle birlikte sofrayı topladık. Annemden izin alıp bahçeye indim. Küçük kazmamı ve kocaman kamyonumu alıp bahçede kazılar yapmaya başladım. Kazarken, sincapların gömdüğü
cevizler kazmamın ucunda belirdi. Çok şaşırmıştım. Tam o sırada teyzemin oğlu Berat geldi. Çok sevinmiştim, bu bana büyük bir sürpriz olmuştu. Berat koşarak yanıma geldi, beraber oynamaya başladık. O an babam bizi çağırdı:
-Gelin çocuklar, size bir sürprizim var, dedi.
Kuzenim ve ben sürprizi çok merak ettik. Babamın yanına gittiğimizde çok şaşırdık. Babam çam ağacının dalına kocaman bir salıncak kurmuştu. Ben sevinçle:
-Yaşasın! Çok teşekkür ederim, canım babacığım. Seni çok seviyorum, dedim.
Akşama kadar kuzenimle salıncağa bindik. Çok eğlendik. Kuzenimle yarın tekrar oynamak üzere vedalaştık.
Akşam yemekten sonra hikaye kitabımı okudum. Dişlerimi fırçaladım. Yorgun bir şekilde yatağıma yattım.
Sabah olmuştu. Horozlar, kuşlar her zamanki gibi çok güzel ötüyordu. Tam yüzümü yıkarken önceki gün babamla gördüğümüz yavru köpeklerin havlama seslerini duydum. Sanki ağlıyor gibiydiler. O anda kuzenim Berat geldi. O da aynı sesleri duyunca:
-Mert Can bu köpek sesleri nereden geliyor? Diye sordu.
Ben heyecanla:
-Dün babamla fırından dönerken köprünün altında üç tane yavru köpek gördük, bence bu onların havlaması, dedim.
Köpeklerin sesi daha da artmaya başladı. Berat ve ben
çok merak ettik. Anneme seslendim:
-Anneciğim, köpekler çok havlıyor, gidip bakalım mı? Dedim.
Annem köpeklerin yanına gitmemize izin verdi. Köpekler de yaklaştığımızı görünce kuyruklarını sallayarak yanımıza geldiler. Köpeklerin aç olduğunu anladık. Bu duruma çok üzüldük. Hemen köpekler için evden ekmek getirdik ve köpeklerin önüne koyduk. Biraz yedikten sonra köpekler sustu. Annem ve babama köpekleri anlattık. Onlar da, köpeklerin zarar görmemesi için küçük bir kulübe yapabileceklerini söylediler. Akşamüstü kulübe hazırdı. Berat ile ben köpekleri günlerce besledik, onlara su ve süt verdik. Zaman çok hızlı geçiyordu.

Yavru köpeklerimiz her gün biraz daha büyüyorlardı. Berat ile her gün yeni maceralara atılıp oyunlar oynuyorduk. Tatilin bitmesini hiç istemiyordum. Ancak ayrılık vakti gelmişti.
Tatilin son günüydü. Canım çok sıkkındı. Anneannemden, Berat'tan, yavru köpeklerden ve köyümün mis gibi havasından ayrılacağım için o kadar üzgündüm ki, belli etmemeye çalışıyordum. Yavru köpekleri anneanneme emanet edip son kez köyüme el salladım. Hoşça kal köyüm!
"MİNİK KALEMLERDEN HİKAYELER" YARIŞMASI ÜÇÜNCÜLÜK ÖDÜLÜ
4/B-MERT CAN BOLAT
ANNEMİN ROMANI
2017 yılından beri 7 yıl, zulüm ve savaşla geçti. Hiçbir zaman o topraklardan ayrılmayı düşünmemiştim. Yaşadığımız tüm acılara rağmen sen, tüm kararımı değiştirdin. Korkuyla haykırdığın o sesi kaldıramadım. Tüm gücüme rağmen zayıf düştüm. O günü asla unutamam. Uçaklar üstümüzde uçarken çığlık attığında aklımı kaybettiğimi sandım. Evet, bu topraklardan ayrılacağız ama nereye gideceğimizi bilmiyorum. Sana layık bir toprak bulmak için çıktık yola. O an tek derdim, gözlerini o zulümden ve şehrin ortasındaki vahşetten korumaktı. Arabamıza neden binmiyoruz? Sana bunu nasıl açıklayabilirdim ki? İki yaşında bir çocuktun. Çektiğimiz bu acıyı nasıl
anlatabilirim? Şehrimizden Suriye-Türkiye sınırına kadar iki ay süren bir yolculuğa çıktık. Dağın zirvesindeydik. Bu dağda iki gün boyunca bir rehberle kaldık, altımızda küçük bir göl vardı. Dağdan aşağı inip göle ulaştık. Günlerdir aç ve susuzduk. Gölden su içmek istedik. Rehberimiz seni kucağına aldı ve ortadan kayboldu. Nereye gittiğini bilmiyorduk. Zifiri karanlık ve bitkinlikten hiçbir şey göremiyorduk.
(Annem burada sustu ve ağlamaya başladı.)
-Talal! Talal!
Bizi kimse duymuyordu. Yaban domuzları ve kurtların dışında hiçbir şeyin olmadığı bir yerdeydik. Perişan bir halde
yürümeye devam ettik. Etrafımıza bakındık. Kime şikayet edebilirdik? Vatanımız bizi sürgün etti. Geride kalanları da acı bir son bekliyordu. Saatlerce yürüdükten sonra bir çocuk ağlaması duyduk. Evet bu senin sesindi. Sese doğru yürüdük ve sana ulaştık. Ama şoktaydık. Sen, silah ve keskin bıçak taşıyan, yol kesen kişilerin elindeydin.
-Kimsiniz? Ne istiyorsunuz? diye sorduk.
-Paramızı istiyoruz. Yanınızda ne varsa çıkarın, para, altın, telefonlar...Dediler.
Altı kişiydik, birbirimizi tanımıyorduk ama seni geri alabilmek için elimizdekileri verdik. Seni kucağıma aldım ve
sana öyle sarıldım ki... Seni kalbime koyup saklamayı diledim. O korkunç dağı geçip bir yola vardık. Bir araba gelip bizi aldı ve şükürler olsun ki sonunda Türkiye'ye ulaştık. Sabah olduğunda gözlerine uzun uzun baktım. Yüzün solgun, gözlerin cansızdı, bir anda kucağımda bayıldın.
(Annem tekrar ağlamaya başladı.)
Hastaneye koştuk. Doktorlar bize, kötü beslenmeden bu hale geldiğini söylediler ve sana tüm şefkatleri ile baktılar. Onları hayranlıkla izledim. Bu nasıl bir insanlıktır?
(Annem yine ağladı ve şöyle dedi)
-Vatanımız bizi ölüme sürüklerken, burada bizim yaralarımızı sarıyorlar. Bu vatana minnettarız. Vasiyetimdir
yavrum, bu ülkeyi unutma.
Günler sonra sağlığına kavuştun. Oyun oynamayı seven o çocuk geri döndü. Bir gün sana:
-Suriye'yi hatırlıyor musun? diye sordum.
-Evet, diye cevap verdin.
-Bana tarif et, dedim.
-Gökyüzü siyah, dedin.
-Evet yavrum, bu doğru. Gökyüzü uçaklardan çıkan dumanlarla ve yanan binalarla kapkaraydı.
Sen şimdi 9 yaşına bastın. Burada büyüdün. Yaralarını saran bu ülkeyi her zaman kalbinde taşı.
TEŞEKKÜRLER İNSANLIĞIN VATANI!
Şimdi 2024 yılının son günlerindeyiz. Vatanımıza tekrar kavuşma umutlarımız yeşerdi. Zulüm ve acının sona ermesini tüm kalbimle diliyorum.
EVET, BU ANNEMİN ROMANI VE TALAL BENİM!
"MİNİK KALEMLERDEN HİKAYELER" YARIŞMASI ÖZEL ÖDÜL
4/C-TALAL ZAFİR

- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $8.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $8.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem
"2024-2025 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI MİTHATPAŞA ECRİN MEYDAN İLKOKULU "DİLİMİZİN ZENGİNLİKLERİ" PROJESİ"
"MİNİK KALEMLERDEN HİKAYELER"

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!