
KURUCU: EDİBE KESKİN
PROJE ORTAKLARI:
AYŞE ŞAYAN
ASİYE ŞAHİN AKBULUT
FERHAN URFAN
DERYA SAVAŞ
SAADET SÜNDÜS
ZEYNEP ÖZMERCAN
HÜLYA TANDIRCI
HAZIRLAYAN: PINAR EMİR


ANADOLU'NUN


KANDİLLERİ
ANADOLU’NUN KANDİLLERİ KONUŞMA METNİ
Türk tarihinin olduğu gibi İslam tarihinin de önemli olaylarından birisi olan Anadolu’nun İslamlaşması uzun sürede meydana gelmiştir. XI. yüzyılda fetihlerle başlayan bu süreç XIV. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Bu süreçte askerî faaliyetlerin yanı sıra Türklere İslamiyet’i sevdiren mutasavvıfların önemli katkısı olmuştur.
Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu sırasında gaza yapmak ve İslamiyeti Anadolu’da yaymak üzere birçok gezgin derviş ve tasavvuf erbabı Anadou’ya gelmiştir. Bu unsurlar Bizans ve diğer Hristiyan devletlere karşı mücadele eden Osmanlılara destek vermişlerdir. Bunlar arasında Mevlana Celaleddin-i Rumi, Yunus Emre Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran gibi unsurları saymak mümkündür.

Anadolu’nun Kandilleri, Anadolu’nun kargaşa döneminde düşünceleriyle Anadolu halkının birlik ve beraberliği için hayatını adamış mutasavvıfları tanıtmak,kültürel mirasımıza sahip çıkma bilinci kazandırmak amacıyla hazırlanmış bir etwinning projesidir.
eTwinning Avrupa’daki okulların internet üzerinden projeler ürettikleri,paylaştıkları,ortak etkinlikler gerçekleştirdikleri bir platformdur.
Projemizde 25 farklı ilden 25 lise bulunmaktadır.
Ocak ayında başlayan projemizde her ay bir mutasavvıfın tanıtımı için çeşitli etkinlikler yaptık.
Bugün de proje sonuç gösterimizi sunmak üzere huzurlarınızdayız.
İyi seyirler dileriz.

ANADOLU’NUN KANDİLLERİ ETWİNNİNG PROJESİ SENE SONU PROGRAMI
SUNUCU1: 12. asır . Türkistan ‘ da ahlak ve tasavvuf prensiplerini “hikmet” denilen şiirler ile telkin eden Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi Türkler arasında “yesevilik “ şekli ile dervişler , Hoca Ahmed Yesevî’nin hikmetlerini bir inci, mercan gibi saçıyorlardı. İşte bu aşk ve inançla Türkler arasında İslâmiyet yayılmıştır.
SUNUCU2: 13.asır Bunalımlar ve çelişkiler çağı.
Gerçekten de bu yüzyılda Anadolu siyasi çalkantılar içindeydi.Moğol akınları,Bizans oyunları karşısında halk ürkek,tedirgin ve karamsardı.

O dönemde Anadolu’da farklı gelişmeler de yaşanmaktaydı. Moğolların önünden kaçıp Orta Asya’dan Anadolu’ya gelmiş oldukça fazla ve değerli mutasavvıflar ve bunların yetiştirdiği birçok isim bu dönemde önemli bir rol üstlenmişlerdi.
SUNUCU1: İşte bu dönemde siyasi ve ekonomik bunalımlardan oluşan boşluğu kaynağını Ahmet Yesevi’den alan bir felsefeyi işleyen “Gönül Sultanları” diye nitelendirilen mutasavvıflar doğdu. Anadolu’yu bir kandil gibi aydınlatan bu mutasavvıflar birlik ve beraberliği sağladı.
MÜZİK(NEY)
SUNUCU2: Derin düşüncelerimizin aciz kalan kelimelerde bulduğu yankılarla ,öyle bir âna gidip Anadolu’da kandil olup yanmış,ışık olup aydınlatmış tasavvuf ehlini anlatmak için öyle bir âna gideceğiz şimdi.

HOCA AHMET YESEVİ( ANLATICI):
“AŞK MENZİLİNDE İLK ADIM HOCA AHMET YESEVİ”
İLK BÜYÜK SİMA
İlim uçsuz bucaksız, insanoğlu fanidir.Birçok ilim öğrendikten sonra tasavvuf ilmiyle hemhal olmuş yüce bir gönüldür Ahmet Yesevi.
Tasavvuf deryası içindeki yolculuğunu Divan-ı Hikmet adlı eseriyle kuşaklar ötesine taşımış, ölümsüzler diyarındaki yerini almıştır.
D. KIRIKÇI / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi

PINAR EMİR
B.Ş.E.Y.A.L.

ARSLAN BABA:
Hz. Muhammed’in ashablarından Arslan Baba derler, bir savaş esnasında aç kaldık ve bu sıkıntıdan kurtulmak için Allah’a dua ettik. Allah’u Teâla da, Cebrail vasıtasıyla cennetten hurma gönderdi. Hurmaları yerken hurmalardan birisi yere düştü.
Cebrail o zaman; “Bu hurma Türkistan’da doğacak olan Ahmed Yesevî’nin kısmetidir.” dedi. Hz. Muhammed, hurmayı bana vererek zamanı geldiğinde Ahmed Yesevî’ye vermemi emir buyurdu.
Türkistan’a gelerek yetim Ahmed’i buldum. Bu sırada Ahmed, Yesi’de mektebe gidiyordu.Ona selam verdiğimde;
E. BARAZ / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi

– Baba! emanetim hani!
diye sordu, hayretle:
– Bunu nereden biliyorsun? deyince ;
– Bunu bana Allah bildirdi, cevabını verdi.
Bundan sonra, onun manevi babası oldum .
ANLATICI:
Arslan Baba’nın irşadiyle Buhara’ya gider. Şeyh Yusuf Hemedâni’ye intisap eder. Onun vefatı üzerine Yesi’ye döner ve Yesevî Tarikatını kurar. Ahmed Yesevî, günlük hayatında boş durmaz, tahtadan kepçe ve kaşık yapıp satar, böylece geçimini de sürdürmeye çalışır.
T. ARAN / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi


İslamiyet’in, Orta Asya’da yerleşip yayılmasında Ahmed Yesevî’nin rolü büyüktür. Yesevî tarikatında şiirlerin sazla söylenmesi, hatta dini raksların mevcudiyeti, güzel sanatlara yakınlığı ve temayülü olan Türklerin ruhunda derin izler doğurmuş ve onların İslamiyet’e büyük alâka göstermelerine yol açmıştır.
“Maarifeti olmayanın kerameti olmaz” diyen Hoca Ahmet Yesevi Anadolu’nun Kandillerine ilk kıvılcım olarak yüzyıllar boyu ışık saçmıştır.
MÜZİK
T.ARAN / Babaeski Şehit Ersan Yenici A.L.

HİKMET / AHMET YESEVİ:
Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip
Taleb edenlere inci, cevher saçtım ben işte.
Riyazeti sıkı çekip, kanlar yutup
'İkinci defter' sözlerini açtım ben işte.
Sözü söyledim, her kim olsa cemale talip
Canı cana bağlayıp, damarı ekleyip,
Garip, yetim, fakirlerin gönlünû okşayıp
Gönlü kırık olmayan kişilerden kaçtım ben işte.
İ. BATIR / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi

Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol
Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol
Mahşer günü dergahına yakın ol
Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.
Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu
O gece Mirac'a çıkıp Hakk cemalini gördü
Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu
Gariplerin izini arayıp indim ben işte.
Ümmet olsan, gariplere uyar ol
Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol
Rızk, nasip her ne verse, tok gözlü ol
Tok gözlü olup şevk şarabını içtim ben işte.
İ. BATIR / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi

Aşk kapısını Mevlâm açınca bana değdi
Toprak eyleyip 'Hazır ol! ' deyip boynumu eğdi
Yağmur gibi melâmetin oku değdi
Ok saplanıp yürek, bağrımı deştim ben işte.
Altmış üçe yaşım ulaştı, geçtim gafil;
Hakk emrini sıkı tutmadım, kendim cahil;
Oruç, namaz kazaya bırakıp oldum ergin;
Kötüyû izleyip iyilerden geçtim ben işte.
Garip, fakir, yetimleri sevindiresin;
Parçalayıp aziz canını eyle kurban;
Yiyecek bulsan, canın ile misafir
Hak'tan işitip bu sözleri dedim ben işte.
H.DURAN / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi

Yedi yaşta Arslan Baba ya verdim selâm;
'Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan'
İşte o zamanda binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim ben işte.
Kul Hoca Ahmed, gaflet ile ömrün geçti;
Vah ne hasret, gözden, dizden kuvvet gitti;
Vah ne yazık, pişmanlığın vakti yetişti;
Amel kılmadan kervan olup göçtüm işte.
“Bir kul görsem hizmet kılıp kulu oldum.
Toprak gibi yol üstünde yolu oldum
Aşıkların yanıp sönen külü oldum
Hemdem olup yeraltına girdim işte”
H. DURAN / Babaeski Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi

SUNUCU2:
Zaman; var olduğundan beri belirleyici olan ,sınırlayıcı olan, tanımlayan zaman
Öyle şeyler vardır ki zamanın kudretini aşar. Anın kendisi önemini yitirir ve o an için olan,gerçekleşen olaylar önem kazanır.Evvel ya da ahir,yaşananın önemin değiştirmekte acizdir.Derin düşüncelerimizin aciz kalan kelimelerde bulduğu yankılarla öyle bir âna gidip Anadolu’da kandil olup yanmış,ışık olup aydınlatmış tasavvuf ehlini anlatmak için öyle bir âna gideceğiz şimdi.
CANLANDIRMA
YUNUS EMRE VE TAPTUK EMRE KISSASI
ANLATICI: Köyünde, çiftiyle çubuğu ile meşgul olan Yunus Emre, bir kıtlık yılında çok bunalır. Bir çok kerametlerini duyduğu, kuraklıktan etkilenenlere

geçimlik buğday veren Hacı Bektaş-ı Veli’den yardım almak fikrine düşer. Müracaata karar verir.Hacı Bektaş dergâhının yolunu tutar.
YUNUS EMRE: Yol uzun, birçok köy, kasaba, şehir gördüm, insan tanıdım. Uzun bir yolculuktan sonra köye yaklaşınca düşündüm kaldım.
Boş giden boş çıkar derler. Dağlardan alıç toplayıp heybelerimi doldurdum. Hacı Bektaş’ın Dergâhına geldim.
DERVİŞ: Gel hele bir soluklan çiftçi. Uzun yoldan gelmişe benzersin.
YUNUS EMRE: Piri ziyaret ederek, hediyesini vermek ve bir miktar da buğday almak isterim.

DERVİŞ: Karnını doyur önce biraz bekle .
Yunus’un bu ihlası Hacı Bektaş’ın pek hoşuna gider, ona lutf ile muamele ederek bir kaç gün dergahta misafir eder.
YUNUS EMRE: Bir an önce köyüme dönmek için acele ederim.Pir’ deyin azığımı , buğdayımı alıp yola koyulayım dervişler.
Dervişler Pir’e Yunus’un acelesini anlatırlar.
HACA BEKTAŞ VELİ: Yunus ,sendeki cevheri gönül gözüyle görürüm.Sana bir sualim olacak :
Buğday mı istersin yoksa erenler himmeti mi?
Sorunun sırrından gafil olan Yunus;

YUNUS EMRE: Ben himmeti ne yapacağım, bana buğday gerek.
HACI BEKTAŞ: Heybelerinin aldığı kadar buğday doldurulsun , Yunus’a verilsin dervişler.
İstediğini alan Yunus Emre yola düşer.
YUNUS EMRE: Buğdayı alıp, köye doğru yola koyuldum , bir an durdum Yunus, gaflet uykusundan uyan . İçimi pişmanlık duygusu kapladı. Ben ne yaptım? Himmet alsaydım, buğdayı da bulurdum . Derhal geri dönmeliyim.
YUNUS EMRE: Erenler, himmet ettiği nasibi versin, buğday gerekmez bana!

DERVİŞ: Durumun Hacı Bektaş Veli Hazretlerine bildirilecektir.
HACI BEKTAŞ-I VELİ HAZRETLERİ : O ihsanın anahtarını Taptuk Emre’ye verdik bu yüzden isterse Yunus gidip nasibini ondan alacaktır.
Taptuk Emre dergâhına giderek olan biteni anlatır.
YUNUS EMRE: Dergahına vardım, halim anlatmak diledim.
TAPTUK EMRE: Hâlin bize malum oldu. Hizmet et, emek ver, nasibini al!
Daha öncesinde fırsatı kaçıran Yunus, o himmete nail olabilmek için tam kırk yıl Taptuk Emre dergahında hizmet eder, tekkesine odun taşır. Fakat bu kırk yıl içinde bir kere bile bir tek eğri odun götürmez.

bir kere bile bir tek eğri odun götürmez.
Yunus’un Şeyhine taşıdığı odunların içinde hiç eğrisi bulunmaması Taptuk’un gözünden kaçmaz. Sonra Yunus’a odunluktaki odunları gösterir:
TAPTUK EMRE: Ey Yunus , dağdan kestiğin, getirdiğin odunların hepsi kuru, hepsi düz. Meraklandım. Acaba ormanda hiç eğri odun yok mu?
Yunus gülümser ve cevaplar:
YUNUS EMRE:
Ormanda eğri odun var olmasına var amma Sizin dergahınızdan içeri odunun bile eğrisi giremez efendim.

MÜZİK
Taptuk’un Tapusunda
Kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idi
Pişdük elhamdülillah.
Taptuk eydür bu Yunus’a
Bu aşk Hakk’a irerse
Kamulardan ol yücedir.
Ben ana nice ireyim.
Sorun Taptuklu Yunus’a
Bu dünyadan ne anladı.
Bu dünyanın kararı yok
Sen neyimiş ben neyimiş


ANLATICI: Yunus Emre, Taptuk babaya hizmet ederken, bir türlü feyze erişemediğini görüp canı sıkılır ve tekkeden ayrılır, yolda birkaç dervişe rastlar, onlarla yoldaş olur.
Akşam olunca dervişlerden biri dua eder.
Cenabı Mevla, gayp aleminden bir sofra gönderir, yerler, içerler. Ertesi akşam öbür derviş dua eder. Hasılı Yunus’a sıra gelir. Yunus ellerini kaldırıp;
YUNUS EMRE : Allah’ım, ben de bir feyz yok, yalnız sen benim yüzümü kara çıkarma bunların yanında. Bunlar kimin yüzü suyu hürmetine senden yemek istiyorlarsa lutfet, o zatın hakkıçün yemek gönder.

ANLATICI: O akşam her akşamkinden fazla ve üç sofra dolusu yemek gelir. Dervişler, kimin hürmetine dua ettin, söyle diye Yunus’a ısrarda bulunurlar. Yunus, önce siz söyleyin der. Onlar da biz duayı, Tapduk Emre’nin kapısında kırk yıl hizmet eden erin hürmetine yapıyoruz derler.
Yunus, feyze erişmiş olduğunu, fakat kendisinin bilemediğini anlayıp derhal döner ve sabaha karşı Tapduk Emre’nin dergahına gelir. Şeyhin hanımı Ana bacıdan, şeyhe kendisini affettirmesini rica eder.
ANA BACI: Sen kapının eşiğine yat, şeyh namaza çıkarken ayağı sana dokunur ve kim bu diye bana sorar. Ben Yunus derim. Bizim Yunus! Derse anla ki gönlünden çıkmamışsın. Hemen af dile. Yok, eğer hangi Yunus derse anla ki gönlünden çıkmışsın, artık derdine derman ara.
Tapduk’un gözleri görmezmiş. Yunus ana bacının dediği gibi yapar.

TAPTUK EMRE : Bizim Yunus mudur bu gelen Ana Bacı
YUNUS EMRE: Af dilerim ve suçumu bağışla.
TAPTUK EMRE :
Mertebeni öğrendin, artık burada duramazsın. Asamı attığım yere gider, orada ruhunu teslim edersin.
Der ve asasını atar.
YUNUS EMRE: Bu asayı tam beş yıl aradım, sonunda Sarıköy’ de buldum.
ANLATICI: Orada hakkın rahmetine kavuşur.


SUNUCU1:
“Cömertlikte yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün
Ya da göründüğün gibi ol”



SUNUCU2: Hakikatin birliğini aşkla inşa etmek isteyen bir âlim,farklı suretleri tek bir aynada görerek farklılıkları ortadan kaldıran bir bilge,yaradanın en güzel sureti insanı, kainatın ruhu olduğuna inanan bir veli
”GEL”çağrısıyla zıtlıkları birleştiren mutasavvıf Mevlana Celaleddin Horasan’ın Belh şehrinden 13.yy.da Anadolu’ya geldi.
Konya’da Şems-i Tebrizi ile buluşan Mevlana O’ndan ilahi aşkı öğrendi ve asırlar boyu ünü ülke sınırlarını aşan,sevgisi gün geçtikçe çığ gibi büyüyen ölümsüzler arasına katıldı.


- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors


- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $9.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $9.39+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!