Bu kitap e Twinning "Kitap Kurtları" proje üyeleri tarafından oluşturulmuş ortak bir üründür.

Emeği Geçen Öğretmenler
Dilek Kelebek Nevriye Hayır
Fatma Özbakır Özge Kaptan
Gökçe Turan Sema Selin Çakmak
Gönül Ünal Serap Kepenek
Hasan Kızılkaya Yasemin Cozar
Hülya Yücel Ümmügülsüm Kılıç
Nebiye Özer Şennur Karakurt
Necla Akkoyunlu Şeyda Özen
TEMBEL BARAN
Baran her gün okuldan gelince oyun oynarmış. Ödevini akşam yaparmış ve sabah geç kalkarmış. Okula hep geç kalırmış. Derse geç kaldığından yeni bilgileri de öğrenemiyormuş. Üç günü sürekli böyle geçirmiş. Son geç kaldığında sınıfa girince öğretmeni, ''Baran neden hep geç kalıyorsun?'' diye sormuş. Baran, ''Öğretmenim, şey aslında, okuldan çıkınca evde uzun süre oyun oynuyorum. Akşam ödev yapacağım diye geç saate kadar uyumuyorum. Bu yüzden de okula geç kalıyorum.'' diye cevaplamış.


Öğretmen, '' Baran sana tavsiyem, planlı çalışman.''demiş.
Baran ''plan'' kelimesinin anlamını bilmiyordu, öğretmenine sordu: ''Öğretmenim, plan ne demek?'' Öğretmen: ''Barancığım, plan, bir işi ne zaman yapacağını belirlemektir. Mesela, okuldan eve dönünce biraz dinlen. Ödevinin birazını yap, yorulunca dinlen, kalan ödevini tamamla. Ödevin bitince oyun oyna, eğlen. Akşam yemekten sonra ailenle vakit geçir. Erkenden yat. Kitabını okurken rahatça uyuyabilirsin. Böylece okuluna geç kalmazsın.'' demiş. Baran, ''Tamam öğretmenim. Artık planlı hareket edeceğim.'' demiş.
O günden sonra bir daha geç kalmamış, derslerinde de başarılı olmuş.
Yazar Sami G.
3/B
Kapızlı Rasim Bozbey İlkokulu Silifke/Mersin
Proje Sorumlusu Öğretmen Şennur KARAKURT
ARKADAŞLIK
Mehmet adında bir çocuk varmış. Okula gitmek için sabah kalkmış, elini yüzünü yıkamış, giyinmiş, kahvaltısını yapmış, dişlerini fırçalamış, ablasıyla birlikte evden çıkmışlar. Az sonra servis gelmiş ve binmişler. Serviste
Efe ayağıyla arkadan
sürekli Mehmet'in
koltuğuna vuruyor-
muş. Mehmet Efe'ye
''Yapma!'' demiş.

Okula geldiklerinde Efe'nin yaramazlıkları bit-
memiş. Efe bu
kez Mehmet'e
çelme takıp dü-
şürmüş.

Ertesi sabah Mehmet serviste yine Efe'nin haylazlıklarıyla karşılaşmış.

Bunu gören Elif çok üzülmüş ve Mehmet'i yerden kaldırmış. ''İyi misin?'' diye sormuş. Mehmet de ''İyiyim.'' diye cevap vermiş.

Mehmet eve gelince yemeğini yiyip ödevini yapmış. Annesine ''Dışarı çıkıp oynayabilir miyim?'' diye sormuş. Annesi de oyun oynamasına izin vermiş. O oynarken Efe sessizce
yaklaşmış, onu
çok korkutmuş.
Mehmet eve kaç-
mış. Annesine
anlatmış.

Öğretmen ders anlatırken kağıttan uçak yapıp arkadaşlarına fırlatmış. O an tüm sınıfın dikkati Efe'ye yönelmiş. Öğretmen dersi böldüğü için çok kızmış.

Teneffüste bu kez Efe'yi bir başka öğrenci yere düşürmüş. Mehmet yanına gidip kaldırmış. Efe o an yaramazlıkları karşısında arkadaşı Mehmet'in neler hissettiğini anlamış. Tüm davranışları için ondan özür dilemiş. Mehmet de onu affetmiş. Mehmet Efe'yi eve yemeğe davet etmiş. Mehmet'in annesi, ''Çocuklar şimdi siz ekmeğinizi de bölüştünüz. Artık kardeş gibi oldunuz. Bundan sonra arkadaşlığınız hiç bozulmasın.'' demiş.
Yazan : Mustafa G.
Resimleyen : Sınıf Arkadadaşları
Rehber Öğretmen : Şennur KARAKURT
Kapızlı Rasim Bozbey İlkokulu (3/B)
Silifke/Mersin
MERT'İN PATLAYAN TOPU
Mert adında bir çocuk varmış. Dedesiyle birlikte oyuncakçı dükkanına gitmişler, çok beğendiği topu almışlar.

Mert o gün topuyla oynayamamış, çünkü çok geç olmuştu. Ertesi gün uyanmış, elini yüzünü yıkamış. Annesi yemek hazır, demiş. Hep beraber kahvaltıyı yapmışlar. Sonra Mert arkadaşlarını çağırıp bahçede akşama kadar topuyla oynamış ve herkes evlerine dağılmış.

Mert topuyla biraz daha oynamak istemiş. Topunu çite çarptırarak oynarken bahçenin köşesindeki tırmığa denk gelmiş. Mert'in topu patlamış, Mert ağlaya ağlaya eve dönmüş. Dedesi ona ne olduğu-
nu sormuş, o
da olanı anlat-
mış. ''Torunum
sen uyu, yarın
yatağının ya-
nında seni bir

sürpriz bekliyor olacak.'' demiş. Mert ertesi sabah gözünü açar açmaz yatağının yanında eski topunu görmüş. Hemen dedesine koşmuş. ''Dede bu eski topum değil mi?'' demiş. '' Evet torunum, bu eski topun. Onu yırttım, içine yeni top koydum ve o yırttığım yeri bir güzel diktim. Haydi şimdi kahvaltıyı yapalım, sonra arkadaşlarınla istediğin top oyunları oynayabilirsiniz. Artık dikkatli ol. Oyun oynarken kendi güvenliğin için de dikkatli ol.'' demiş.
Yazan : Furkan U.
Resimleyen : Sınıf Arkadaşları
Rehber Öğretmen : Şennur KARAKURT
Kapızlı Rasim Bozbey İlkokulu (3/B)
Silifke/Mersin
Ahmet'in Gösterisi
Ahmet 3. sınıfa gidiyordu.Okulda yapacakları bir gösteri için öğretmeni Ahmet' e bir rol verdi. Ahmet çok sevindi. Bu sevincini eve gelince annesiyle paylaştı.
Gösteriye bir hafta vardı. Annesi her akşam Ahmet' e rolüne hazırlanması gerektiğini söyledi. Ahmet rolüne pek iyi çalışmadı. Bazen de çalışırken aklını rolüne vermiyordu.

Gösteri günü geldi. Herkes sahnede rolünü yaptı. Sıra Ahmet'e geldi. Ama o hiçbir şey söyleyemedi, sahnede kıpkırmızı oldu. Keşke rolümü çalışsaydım diye üzülerek sahneden indi.
Yazar : Kübra A.
Resim: Ethem O.
Temaşalık İlkokulu Havran / Balıkesir
Proje sorumlusu öğretmen Özge Kaptan
HOŞGELDİN KARDEŞİM
Günlerden bir gün annem, sana ve babana güzel bir haberim var dedi . Bizim bir bebeğimiz olacak. Nazar sen de abla olacaksın çok mutlu olmuştum. Çünkü yıllardır ben de abla olacağım günü bekliyordum. Benim de bir kardeşim olacaktı. Akşam olunca yatağıma girdim ve kardeşimin doğacağını hayal etmeye başladım. Bunun hayali bile beni çok mutlu ediyordu .
Kardeşimin banyosunu yaptırmayı, onunla oynamayı, onunla gezmeyi ,parka gitmeyi o kadar çok istiyordum ki şimdiden sabırsızlanıyordum.
Günler geçtikçe heyecanım daha çok artıyordu. Bir gün hastaneye gittiğimizde kardeşimin erkek olacağını öğrendim. Ona isim bulmaya başladım. Annem de babam da kardeşim için sürekli hazırlık yapıyorlardı.

Odasını hazırlıyor, kıyafetler alıyorlardı. Bu durum benim biraz da kıskançlık duymama sebep oluyordu. Onu benden daha çok seveceklerini düşünüyordum. annem beni de kardeşimi de her zaman seveceklerini söyleyince mutlu oldum ve kıskançlık duygum azalmaya başladı .Ben de onun için yapılan hazırlıklara katılıyordum.
Günlerce düşündükten sonra kardeşime ismi bulmuştum. Yiğit isminin kardeşime çok yakışacağını düşünmüştüm .Annemler de bu ismi beğenmişlerdi.
Bir kış günü kardeşim doğdu. Hepimiz çok mutlu olduk .Kardeşim şimdi bir yaşına geldi. Onunla oyunlar oynuyoruz ,parka gidiyoruz. Bazen ders çalışırken ve kitap okurken rahatsız etse de onu çok seviyorum. İnsanın bir kardeşinin olması çok güzel bir duyguymuş. Hayatımıza hoş geldin kardeşim Yiğit!
NAZAR A.
KAPIZLI RASİM BOZBEY İLKOKULLU
2/C SINIFI
ÖĞRETMEN:Nebiye ÖZER
DOĞA İÇİN EL ELE
Sıla ve Mehtap çok yakın iki arkadaştı. Hem aynı apartmanda oturuyor hem de aynı sınıfta okuyorlardı. Okul dışındaki zamanlarının büyük bir kısmındı birlikte geçiriyorlardı. İkisi de çok çalışkan ve duyarlı çocuklardı. Hayvanları ve doğayı çok seviyor, sokak hayvanlarını besliyor , çiçekleri sulayıp ağaçları koruyorlardı.Bu davranışlarını çevreleri hep takdir ediyordu.
Bir gün okulda ikisini de derinden etkileyecek bir şey oldu . Öğretmenleri derste doğa hakkında bir şeyler anlattı.
Öğretmenleri Nebiye Hanım:
Ülkemiz doğal güzellikler ve kaynaklar bakımından çok zengin bir ülke . Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili ve birçok akarsuyumuz var. Ormanlarımız çok zengin. Ancak son yıllarda bilinçsizce kesilen ağaçlar , düşüncesizce kullanılan sular doğal kaynaklarımızın tükenmesine sebep oluyor diye anlatmaya başladı.
Duygu:
_- Öğretmenim nasıl tükeniyor ? Yani denizlerimiz , ormanlarımız yok mu artık? diye sordu.
Nebiye Hanım:

-Hayır Duygucuğum tükenmediler ancak tükenmek üzereler. Bizler tüketimimize dikkat etmediğimiz, çevremizi kirlettiğimiz sürece doğaya hep zarar veriririz. Gereksizce kullandığımız kağıtlar yüzünden ağaçlar kesiliyor ve ormanlarımız yok oluyor. Bilinçsizce kullandığımız sular yüzünden su kaynaklarımız tükeniyor.Yani aslında bu güzel doğamızı biz yok ediyoruz dedi.
Öğretmenlerinin anlattıklarından Mehtap ve Sıla çok etkilendiler. Bütün gece ikisi de uzun uzun bu konu hakkında düşündüler ve aileleriyle bu konuda konuştular.
Ertesi gün bir araya geldiklerinde ikisi de çok heyecanlıydı.Çünkü ikisinin de güzel fikirleri vardı. Okula gider gitmez öğretmenleriyle konuştular. Sıla:
- Öğretmenim bizim çevremizi korumak için bazı fikirlerimiz var. Mesela geri dönüşüm yapmak için okulumuza geri dönüşüm kutuları koyabiliriz. Mehtap söze atıldı:
- Fidanlar alıp arkadaşlarımızla fidan dikmeye gidebiliriz . Sıla:
Sınıfımızda kağıt kullanımını azaltmak için kullanılmış ama arkası boş olan kağıtlarımızı yeniden kullanabiliriz.
- Çeşmelere suyun düşünceli kullanılmasıyla ilgili uyarılar asabiliriz. Akıllarına gelen her şeyi öğretmenleriyle paylaşıp bu konuda onları bilinçlendirdikleri için ona teşekkür ettiler. Öğretmenleri ise bu davranışlarını çok beğendiğini ve bu konuda çözüm bulmaya çalışmalarının onu çok mutlu ettiğini söyledi ve o da onlara teşekkür etti.
EYLÜL S.
KAPIZLI RASİM BOZBEY İLKOKULU
2/C SINIFI
Öğretmen:Nebiye ÖZER
PİŞMANLIK
Bir zamanlar köyün birinde Fatma ile Ayşe adında iki kız çocuk yaşarmış . Fakat bunlar birbirlerini tanımazlarmış. Bir gün Ayşe’nin annesi Ayşe’ye onu biriyle tanıştıracağını söylemiş. Seninle gezmeye gidelim orada Fatma adında bir kızla arkadaş olursunuz demiş. Ayşe çok sevinmiş. Ayşe ile annesi Fatma’ya gitmişler ve iki kız arkadaş olmuşlar. Fatma burada bir dere olduğunu oraya gidebileceklerini söylemiş Ayşe’ye. Ayşe annemden izin alıp gidelim demiş sonra annesine sormuş .
Annesi gidebilirsiniz ama geç kalmayın hemen gelin demiş. Dereye doğru yola çıkmışlar Ayşe dereyi çok sevmiş . Derenin etrafında bir sürü renkli çiçekler varmış . İçinde kurbağalar, ördekler, üstünde kuşlar varmış. Önce biraz dolaşmışlar sonra da derenin başına gelip dereye taş atmışlar, ayaklarını suya sokmuşlar. Daha sonra çok geç olmadan eve dönmüşler. Fatma, Ayşe evine giderken yarın bir daha gelin demiş Ayşe’nin annesi ben gelemem ama Ayşe gelir demiş. Ayşe ertesi gün tekrar gitmiş

Biraz oynamışlar sonra sıkılınca dereye gitmeye karar vermişler ama kimseden izin almamışlar. Vardıklarında Ayşe kayadan dereye atlamak istemiş ama düşüp kafasını taşa çarpmış. Kafası hemen kanamaya başlamış Fatma onu öyle görünce korkmuş ve hızlıca annesine haber vermeye gitmiş. Fatma’nın annesi gelince Ayşe’yi hastaneye götürmüşler . Ayşe’nin canı çok acıyormuş yol boyunca ağlamış. Hastanede kafasına dikiş atmışlar .
Annesi de duyar duymaz hastaneye koşmuş kızını öyle görünce çok üzülmüş ama bir daha izin almadan bir yere gitmesin diye ona kızmış. Ayşe annesinin haklı olduğunu biliyormuş . Yaptığından çok pişman olmuş. Annesinden özür dilemiş bir daha ondan izinsiz bir şey yapmayacağına söz vermiş.
CEYLİN K.
KAPIZLI RASİM BOZBEY İLKOKULU
2/C SINIFI
Öğretmen:Nebiye ÖZER
KAYBOLAN OYUNCAK
Elif evlerinin bahçesinde oynuyordu. Birden çimenlerin arasında çok güzel bir bebek buldu. Bu bebek Elif' in çok sevdiği ama bir türlü alamadığı bebeğin aynısıydı. Bir an o bebeği alıp eve götürmeyi düşündü. Sonra kendi kendine " Hayır, kendime ait olmayan bir eşyayı alamam. Bu bebeğin sahibini bulup ona vermeliyim." dedi.
O sırada arkadaşı Selin'in ağlama sesini duydu. " Bebeğimi kaybettim." diye ağlıyordu. Elif yanlarına gidip " Bu bebek senin mi?" dedi. Selin de "Evet." dedi. Selin o kadar sevindi ki sevinçten Elif'in boynuna sarıldı.
Selin'in annesi Elif' e teşekkür etti teşekkür etti. " Çok gü-
zel bir davranış." dedi.
Bu davranışından dola-
yı onu tebrik etti.
Yazar : Sümeyra K.
Resim: Sümeyra K.
Temaşalık İlkokulu Havran / Balıkesir
Proje sorumlusu öğretmen Özge Kaptan

Rüya'nın Başına Gelenler
Rüya haftasonu babaannesinde kaldı. Sabah kahvaltısından sonra dedsiyle birlikte büyük markete gitti. Dedesi yolda " Gideceğimiz market çok büyük, elimi tut ve lütfen yanımdan ayrılma." dedi.
Markete gittiler. Markette dedesi meyve ve sebzelere bakarken Rüya da oyuncaklara daldı. Bir an sağa sola bakındı fakat dedesini bulamadı. Ağlamaya başladı.

,Güvenlik görevlisi Rüya' nın yanına geldi." Neden ağlıyorsun?" dedi. Rüya "Dedemi kaybettim." dedi. Güvenlik görevlisi dedesini buldu ve Rüya dedesine sarıldı.
Yazar : Betül K.
Resim: Betül K.
Temaşalık İlkokulu Havran / Balıkesir
Proje sorumlusu öğretmen Özge Kaptan
VAPURLARI SEVEN ÇOCUK
Almina vapurları çok severmiş fakat hayatında hiç vapura binmemiş Almina buna çok üzülüyormuş .Annesi ve babası kızlarının üzüntüsünü biliyorlarmış. Bir gün akıllarına hep birlikte vapura binmek gelmiş .Bu fikri kızlarıyla paylaşmışlar.Kızlar bu haberi duyunca havalara uçmuş .Almina'nın ablası da vapurları çok seviyormuş .Almina akşam hiç uyuyamamış Çok heyecanlıyım .Çünkü yarın İstanbul'a gideceklermiş. Orada tarihi eserleri, müzeleri camileri ve boğazı göreceklermiş. Böylece vapura da binmiş olacaklarmış.Almina bütün gece bunları düşünüp durmuş.
Sonunda sabah olmuş .İlk önce Almina kalkmış .Pijamasını çıkarmadan koridora çıkıp yaşasın bugün vapura bineceğim diye bağırmış .Böylelikle bütün aileyi uyandırmış ilk önce ablası kalkmış .Almina heyecandan pijamasını çıkartmayı unutmuş . Haydi pijamanı çıkart da valizini hazırlayalım .İstanbul'a pijama ile gitmeyi düşünmüyorsun herhalde deyip kıkırdamış. Almina 'da tabii ki de ablacığım deyip tebessüm etmi.
Almina üstümü değiştirmiş ve ablası ile beraber valizini hazırlamış ,anne ve babaların uyandırmışlar .Birlikte kahvaltılarını yapmışlar .Annesi babası da valizlerini hazırlamış ve havaalanına doğru yola koyulmuşlar. Uçağa binip heyecanlı bir yolculuğun sonunda İstanbul'a gelmişler. Uçaktan indiklerinde hepsi bir oh çekmiş .Havaalanından ayrılıpr tuttukları otele yerleşmişler .
Sabah erkenden Almina kalkmış.Hemen annesinin yanına koşarak, anneciğim ne zaman vapura bineceğiz ne zaman diye sormuş .Annesi tamam kızım bugün gideceğiz demiş. Ardından ablasının yanına gidip onu da uyandırmış.Kahvaltılarını yapıp otelden çıkmışlarlar. Otobüse binip Karaköye gelmişler .Orada vapura binip martılara simit atmışlar. Çok eğlenmişler. Üsküdar'daki Kızkulesi'ne gitmiler. Sonra kendi şehirlerini geri dönmüşler.
Almila bu yolculuktan son derece memnun kalmış ve bunu okuldaki arkadaşları ile paylaşmış. Bir dahaki sefere sınıfça İstanbul'a gitmeye ,vapura binmeye ve martılara yem atmaya karar vermişler.
Amasya Zübeyde Hanım Üçler İlkokulu
Yazan:Zümra G
Çizen:Muhsin K
Öğretmen:Necla AKKOYUNLU
KARDAN ADAM
Begüm, her zamankinden daha mutluymuş. Çünkü annesi ona kardan adam yapma sözü vermiş. Anne kız kabanlarını giyip çıkmışlar bahçeye.
Yemyeşil ağaçlar ve rengârenk çiçeklerle süslü bahçelerinin şimdi bembeyaz oluşuna çok şaşırmış Begüm.
Annesine “Neden ağaçlarda eskisi gibi yaprak yok, neden renkli çiçekler gitti, neden Betül’le elma topladığımız ağaçta şimdi bir tanecik bile elma yok?” gibisinden sorular sormuş küçük kız. Melek Hanım, kızının bu sorularını şöyle yanıtlamış:
Sevgili yavrum, ağaçlar ilkbahar ve yaz mevsiminde yeşil elbiselerini giyerler. Bitkiler sonbaharda sarı elbise giymeyi sever. Kış mevsiminde ise sarı elbiselerini çıkarıp beyaz elbiselerini giyerler.
Annesinin sözünü kesmiş Begüm:
Elimdeki kartopu kış mevsiminin geldiğini mi gösteriyor? Çünkü kar bembeyaz. Şu an biz kış ayındayız doğru bildim değil mi?
Evet, canım kızım doğru bildin demiş Melek Hanım. Ve anlatmaya devam etmiş:
Bir sene içerisinde dört mevsim yaşanır. Bu mevsimler şunlardır: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış.
Şu an senin de bildiğin gibi kış mevsimindeyiz. Bu mevsimde hava çok soğuk olur, kalın elbiseler giyiniriz, soğuk havada yaz mevsiminde giydiğimiz elbiseleri giyemeyiz. Giyersek hastalanır, yatağa düşeriz.
Yine bu mevsimde meyveler de yer değiştirir. Erik, kiraz, vişne gibi meyveler yerine portakal, mandalina, greyfurt gibi meyveler yeriz. Bu meyveler var ya kızım, tam bir C vitamini deposudur. Hasta olmamak için kışın bunlardan bolca yemeliyiz.
Merâklı kız, annesinin sözünü ikinci defa bölmüş:
Eldivenlerimi takmayı unutmuşum. Sen eldiven deyince aklıma geldi. Anneannemin hediye ettiği pembe eldivenlerimi bulmam konusunda bana yardım eder misin anne?
Anne-kız bir yandan eldiveni ararken bir yandan da sohbet ediyormuş:
- Anneciğim kış gelince kuşlar nereye gidiyor. Bizim evimiz var ama onların yok.
Onlar üşümüyor mu dışarıda?
- Hmm.. Güzel bir soru. Kuşlar, havalar soğuduğunda sıcak ülkelere göç ederler. Ve böylece üşümekten korunurlar. Havalar ısındığında ise yeniden dönerler.
- Kış aylarında yapraklar ve çiçekler sıcak ülkelere göç etmiyor
değil mi?
-Hayır, tatlım, göç eden canlılar sadece kuşlardır. Hani geçtiğimiz aylarda bir sürü kuşun aynı yöne doğru uçtuğunu görüp şaşırmıştın ya, işte onlar göç eden kuşlardı. Havalar soğumaya başladığı için yolculuk yapıyorlardı.
- A ne hoş! Onlar, ne güzel bir sürü bir ülke geziyorlar. Yeni yerler görüyorlar. Keşke biz de uçabilsek!
Kızının mâsumca söylediği bu söz annesini güldürmeye yetmiş. Aradıkları pembe eldiveni bulunca yeniden bahçeye çıkmışlar. Ve kardan adam yapmaya başlamışlar.
Birkaç saat uğraşmışlar ama sonucu çok güzel olmuş. Kocaman bir kardan adam yapmışlar. Küçük kız, elindeki zeytinleri ve havucu annesine uzatmış. Annesi de zeytinlerden kardan adama göz, havuçtan burun yapmış. Sonra kızına, koş, mutfaktan bir tane elma ile küçük bir meyve bıçağı getir demiş.
Begüm’ün getirdiği elmayı, dörde bölen Melek Hanım, dört parça elmadan birini seçmiş ve kardan adama ağız yapmış.
Begüm, hemen yan apartmanda oturan arkadaşları Beyza ile Zeynep’i çağırmış. Onlara bahçeye gözü kapalı girmelerini söylemiş. Onlar da gözlerini kapatmışlar. Begüm üçe kadar saymış ve şimdi gözlerinizi açın demiş.
Beyza ile Zeynep gözlerini açtıklarında gördükleri manzara karşısında hayrete düşmüş. Çünkü karşılarında kocaman, güzel mi güzel başı şapkalı, boynu atkılı bir kardan adam varmış.
Üstelik bu kardan adam çarpım tablosunu ezbere biliyormuş. Sürekli birlerden başlayıp onlara kadar çarpıp tablosunu tekrarlayıp duruyormuş. Öyle ki üç arkadaş bir-iki saat içinde bütün çarpım tablosunu sular seller gibi ezberlemiş.
Begüm, havanın kararmasına az kalıncaya kadar bir yandan çarpım tablosunu tekrar etmiş, bir yandan da karla oynamanın tadını çıkarmış.
Aradan yıllar geçmiş. O, küçük Begüm matematik öğretmeni olmuş. Çok sevdiği öğrencilerine çarpım tablosunu on defa deftere yazma ödevi vermiş.
ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU
YAZAN VE ÇİZEN:MUHSİN K.
ÖĞRETMEN:NECLA AKKOYUNLU
OKUL BÜYÜYOR
Bir varmış bir yokmuş. Miraç adında tatlı mı tatlı bir çocuk varmış. Miraç çok zeki bir çocukmuş ama okulu sevmiyormuş. O sene birinci sınıfa başlamış. Her sabah babası onu uyandırdığında, ben okulu sevmiyorum, okula gitmek istemiyorum diyor ve babasını saatlerce uğraştırıyormuş. Bir süre okula istemeyerekte olsa devam etmiş. Sonra haftalarca gitmemiş okula.
Meğer okul Miraç'ı çok seviyormuş. Her gün Miraç gelecek diye bekliyormuş. Gelmediğini görünce de üzülüyor, geceleri gizli gizli ağlıyormuş.
Haftalar sonra Miraç rüyasında okulunu görmüş . Okul rüyasında Miraç seni çok seviyorum ve çok özledim ne olursun gel demiş . Miraç rüyanın etkisinde kalmış ve sabah babasına; babacığım ben okula gitmeye karar verdim demiş.
Okul saati geldiğinde hiç sorun çıkarmadan, tam vaktinde okulda olmuş. Okul Miraç'ı görünce sevincten haykırmamak için kendini zor tutmuş. Hayatının en mutlu günüymüş okulun.Miraç okula düzenli bir şekilde geldikçe okul daha da sevinmiş, morali yükselmiş ve daha çok yemek yemeye başlamış. Yemek yedikçe büyüdüğünü fark etmiş. Normalde iki katlı olan okul o kadar yemek yemiş, o kadar yemek yemiş ki üst katında bir sınıf daha oluşmuş.
Miraç okula devam ettikçe okul da yemek yemeye devam etmiş. Ve üçüncü katta da diğer katlarda olduğu gibi 10 sınıf oluşmuş. Okul idaresi toplanıp sınıfları nasıl değerlendireceklerini düşünmüşler ve okula kütüphane, kantin, konferans salonu, zeka oyunları sınıfı gibi pek çok sınıf yapmışlar .
Çocuklar bu duruma çok sevinmişler. Müdür bey okulun neden bu kadar büyüdüğünü araştırmış ve Miraç'in okula geldigi için okulun sevinçten büyüdüğünü anlamış. İdare bu konuyla ilgili bir toplantı yapmış ve okulun adını Miraç ilkokulu olarak degiştirmeye karar vermişler.

O günden sonra o okulda okuyan bütün çocuklar, kütüphane , zeka oyunları gibi sınıfların açılması sayesinde çok basarılı olmuşlar. Bütün bir mahalle mutlu mesut yaşamışlar...
ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU
YAZAR:ZEYNEP K.
ÇİZEN;ZEYNEP,ADA,AHMET,ÖMER
ÖĞRETMEN:NECLA AKKOYUNLU
Yardımseverlik
Ocak ayının 14. günüydü. Ecrin sabah erkenden kalktı, yüzünü yıkadı, kahvaktısını yapıp okula gitti. Okulda öğretmeni yardımseverlik ile ilgili bir konu anlattı. Ecrin okulda yardımseverlik kulübü kurmaya karar verdi. Okulda öğretmeni ve arkadaşları, evde ailesi destekledi. İlk iş sınıflarındaki Ayşe için yeni ayakkabı alabilmek için kolları sıvadılar. Okulda kermesler düzenlediler. Ve Ayşe'ye hayali olan pembe ayakabıyı aldılar. Sevinçten havalara uçan Ayşe arkadaşlarına teşekkür etti. Yeni ayakkabıları ile koşa koşa evine gitti. Ecrin ve arkadaşları ise arkdaşlarının hayalini yaşatmanın mutluluğu ile evlerinin yolunu tuttular.
Hülya Yücel/ Şehit Cuma Dağ Ortaokulu
Merve K.'nın resmi

SORUMLULUK
Öğretmen öğrencilerine proje ödevi vermişti. Ali sorumluluklarını bilen bir öğrenciydi. Evde hemen ödevini yaptı. Fakat bazı arkadaşları yapmadı. Öğretmen ödevini yapanları tebrik etti. Yapmayanlara bir şans daha verdi. Ve yarın herkes bir karton okula getirsin dedi. Ertesi güne bütün sınıf sözünü tuttu ve kartonu getirdi. Tüm sınıf getirdikleri kartonlara sorumluk ile ilgili resim yaptı. Çok eğlenceli bir ders geçirdiler.
Hülya Yücel/ Şehit Cuma Dağ Ortaokulu
Zeynep E.'nin hikayesi

AİLE VE SEVGİ
Bir zamanlar üç çocuklu bir aile vardı. Hepsi birbirini çok sever ve korurdu. Kardeşler de birbirlerini çok sever ve çok iyi anlaşırlardı. Günler geçti ve kardeşler büyüdü her biri başka şehirlerde yaşamaya başladı. Hepsi hayatından çok memnundu fakat babaları çok önceleri ölmüştü. Anneleri onları tüm zorluklara rağmen okutmuştu. Çocuklar karar kendi hayatlarına o kadar dalmıştı ki yaşlı annelerini hiç aramıyorlardı. Anneleri sık sık onları küçükken götürdüğü parka gider onların küçüklüklerini hayal ederdi. Yakın komşuları birgün bu durumu çocuklara anlattı. Kardeşler hatalarını anladılar ve annelerinden özür dileyip bir daha hiç bırakmadılar.
Hülya Yücel/ Şehit Cuma Dağ Ortaokulu
Miraç D.'nin resmi

Fadime Y. Sındırgı Gölcük İlkokulu
GEZİ ZAMANI
Bir kız varmış. Bu kız 8. Sınıfa gidiyormuş ve fotoğraf çekmeyi seviyormuş. Bu kızın adı Deniz’miş. Denize annesi ve babası yeni bir fotoğraf makinesi almışlar. Deniz okuldan gelince hep fotoğraf makinesini eline alıp dışarıdaki kelebeklerin resmini çekiyormuş. Deniz okula giderken fotoğraf makinesini yanında götürmüş. Dışarıya çıkmış ve güzel olan ne varsa hepsini çekmiş sınıfa girmiş. Sınıfta dışarıda çektiği fotoğrafları arkadaşlarına göstermiş. Ama denizin öğretmenleri denizin okula fotoğraf makinesi getirdiğini bilmiyormuş. Deniz çok mutluymuş. Deniz fotoğraf çekmeye devam ediyormuş. Deniz biraz bekledikten sonra ailesinin fotoğrafını çekmiş. Denizin bir de kardeşi varmış. Kardeşini çok seviyormuş ama kardeşi Eda çok yaramaz bir çocukmuş. Eda ablasından habersiz fotoğraf makinesini alıp ablasının fotoğraflarını çekiyormuş.
Edanın ablası da buna çok kızıyormuş. Bu durumu çok komik buluyormuş. Eda ablasının kendisiyle oyun oynadığını sanıyormuş. Sabah olunca Deniz fotoğraf makinesini alıp okula gitmiş ama bu sefer öğretmenlere yakalanmış. Öğretmeni Seda öğretmen Denize bir daha okula fotoğraf makinesi getirmemesi gerektiğini söylemiş. Denizin fotoğraf çekmeyi çok sevdiğini bildiği için Denize şehirleri gezmesini ve gideceği yerlerle ilgili bazı bilgileri boş bir kâğıda yazmasını istemiş. Deniz bunu çok düşünmüş ve bu söylenenleri yapmaya karar vermiş. Deniz ilk önce boş bir kağıt almış o kağıda gideceği şehirlerdeki yerlerle ilgili bazı bilgiler yazmış. Denizin gideceği şehirler:
Trabzon Sümela manastırı, uzun göl, Trabzon kalesi, vazelon manastırı
Şanlıurfa balıklı göl, Bazda mağaraları
İzmir saat kulesi
Deniz çekim yapmak için ilk olarak Trabzon’daki Sümela manastırına gitmiş.
Deniz Gezdiği yerlere ait bilgileri de öğrenmişti. Denizin öğretmeni denize gezdiği şehirleri sordu. Deniz sorulan soruların hepsini bildi.
Gezdiği yerlerle ilgili bir hikâye yazmaya karar verdi. Gittiği yerlerde ne gördüyse hepsini kaleme aldı. Bu gezi için öğretmenine teşekkür etti. Ama öğretmeni denize fotoğraf makinesini okula getirmesini yasaklamıştı. Ama deniz hiç üzülmüyordu. Çünkü deniz istediği zaman şehirlere gidip çeşitli fotoğraflar çekebilirdi. Deniz öğretmenini çok seviyordu. Öğretmenler gününe birkaç gün kalmıştı. Deniz evde, okulda, bahçede hep öğretmenine ne alacağını düşünüyordu. Denizin aklına birden fazla hediye geliyordu ama hangisini alacağına bir türlü karar veremiyordu. Bir gün hiç dışarıya çıkmadan düşünmeye başladı. Öğretmenler günü için öğretmenine vermek istediği ama seçemediği hediyeler: çiçek, çerçeve, tahta kalemi ve bir romandı. Deniz çerçeveyi öğretmenine vermeyi düşündü. Deniz çok kararlıydı.

Öğretmenler günü olunca herkes hediyeleri öğretmenlerine verdi. Ama ilk önce deniz vermişti. Öğretmeni bu hediyeye fazla sevindi fakat bu öğretmenin denizi üzmek istemediğinden dolayı bu kadar sevindiğini düşünen Deniz biraz üzülmüştü. Denizin eve gidince ilk işi ödevini yapmak oldu. Ödevini bitirince tekrar fotoğraf çekmeye başladı. Yeni bir fotoğraf albümü oluşturmaya başladı. Deniz gezdiği şehirlerdeki ve evde çektiği resimlerin en güzellerini seçip tek bir albüme yerleştirdi. Artık denizin çok güzel bir albümü olmuştu. Deniz her gün albümüne bakıyordu. Kardeşine de gösteriyordu. Kardeşi de böyle bir albüm yapmak istiyordu. Deniz günlerini çok güzel geçiriyordu. Deniz okula albümünü götürmüş ve fotoğraflarını arkadaşları ile paylaşmıştı. Arkadaşlarının da albümünü beğendiğini gören Deniz bu albümü öğretmenine de göstermeye kadar verdi. Öğretmeni Denizin albümünü çok beğendi ve böylesine güzel bir gezi albümü oluşturduğu için Denizi tebrik etti ve arkadaşlarına da alkışlattı.
Kadriye G.- Sındırgı Gölcük ilkokulu
FISILTISIZ ORMAN’DA
Bir gün bir fil ormanda geziniyormuş. Bu ormanın ismi ‘Fısıltı Ormanı’ imiş. Fil gezinirken çok korkuyor ve ürperiyormuş. Çünkü bu ormanda çok korkunç olaylar olduğu söyleniyormuş. Bu ormanın gizemli olduğuna inanılıyormuş. Fil bu ormanda endişeli gözlerle bakıp dolaşırken karşısına birden bire bir hayvan çıkmış. Bu hayvan tilkiymiş. O tilkiden korkmazmış. Ama tilki ondan korkmuş. Koşa koşa sinmiş bir şekilde yuvasına girdi.O zamanda tam ilkbahar mevsimiydi.Kuşlar cik cik bülbüller güzel sesleriyle ötüyorlardı.Hayvanların çıkardığı neşeli sesler sayesinde korkusunu biraz olsa da yenmiş.Biraz dolaştıktan birden bire karnının acıktığını fark etmişti.Fısıltı ormanından böğürtlen toplamış ve bu böğürtlenlerin rengi farklıymış.O kadar acıkmış ki onların zehirli olduğunu fark etmemiş bile. Hortumunu daldırdığı gibi süpürge hızıyla midesini indirmiş hepsini.
Kuşlar uyarmaya çalışmış kanatlarını çırpmışlar ötmüşler etrafında dört dönmüşler. Ama o anlamamış. Bir müddet sonra karnı ağrımaya başlamış gittikçe bu ağrı fazlalaşmış. Tilki ondan çok korkmasına rağmen haline üzülüp korka korka yanına gelmiş. Rahatsızlığını öğrenip bir iksir hazırlayabileceğini söylemiş. İksiri hazırlamış ve file içirmiş. Bir süre sonra fil kendini iyi hissetmeye başladı. Tilkiye çok teşekkür ederek kendisinden neden korktuğunu sordu. Tilki ona büyük olduğun için herkes senden korkuyor bende korkuyorum dedi. Fil büyük olmasının zararlı olduğunu göstermediğini bütün hayvanların ve ormanı çok sevdiğini söyledi. Fil arkadaş olmak istediğini söyledi. Tilki bunu duyunca çok sevindi. Tilki korkusunun yersiz olduğuna karar verdi. Birlikte Fısıltı Ormanı’nı keşfetmeye karar verdiler.
Fadime Y. Sındırgı Gölcük İlkokulu
HÜLYA’NIN KORKUSU
Bir kız varmış bunun ismi Hülya imiş. Hülya yılanlardan, kurbağalardan, küçük kurtlardan ve karıncalardan çok korkarmış. Ağabeyi ise bunlardan korkmaması gerektiğini söylermiş. Hülya’yı dağlara yani köye götürmeyi planlamış. Annesi ağabeyine çok kızmış ‘ Tek başınıza gidemezsiniz’ demiş. Ama babası izin vermiş.Sonra hep birlikte gitmeyi planlamışlar.Köye ananesinin yanına gitmeyi planlamışlar.Annesinden ve babasından izinsiz dağa çıkmışlar.Dağda bir mağara varmış.Mağaranın ismi bile tüyleri diken diken ediyormuş.Hülya için daha korkunç bir yermiş.Orada yılanlar yaşarmış.Hülya ağabeyine ‘Nereye gidiyoruz ?’ diye sormuş.O gün doğum günüymüş.Ağabeyi onun bu korkusunu yenmek için oyuncak yılanlar mağaraya sürpriz hazırlamış.Hülya oyuncak yılanları görünce tam uçurumdan aşağı düşeceği sırada annesi yakalamış ve onlara kızmış.

’Siz burada ne arıyorsunuz?’ demiş. Ağabeyi Hasan ‘Anne sus! Bugün Hülya’nın doğum günü ona oyuncak yılanları gösterdim. Ama o gerçek zannetti’dedi.Hediye olarak korkusunu yenmesini sağlamak istiyorum dedi.Annesi iyi niyeti için teşekkür ederek bu korkuyu yenmenin daha kolay yolları olduğunu ifade etti.Hep birlikte şehre evlerine geri döndüler.Annesi ve ağabeyi Hülya için üzerinde korktuğu hayvanların sevimli hallerini taşıyan süslemelerden oluşan bir pasta hazırladılar.Hülya pastayı görünce çok şaşırdı ve mutlu oldu.Üzerindeki hayvanları fark edince ürperdi ama sevimli oldukları içinde hoşuna gitti.Pastayı güzel dileklerle kestiler ve yemeğe başladılar.Bu arada annesi her hayvanın doğaya ve insanlara olan faydaları ile ilgili hikaye anlattı.Hülya bu hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğrendi.Zaman içerisinde bu korkusunu yeneceğine söz verdi
AYŞE VE SEVGİLİ KÖPEK ARKADAŞI SEVGİ
Sonbahar günüydü.Okul yeni başlamıştı.Ayşe servis bekliyordu.Yanına bir köpek geldi.Sanki ondan bir şey istiyor gibiydi.Ayşe hemen anladı.Çantasının fermuarını gıcırtıyla açtı ve köpeğe tostunu verdi.Köpek çok mutlu olmuşçasına havladı ve kuyruğunu salladı.Ayşe köpeği çok sevmişti.Ona Sevgi ismini verdi.Sonra servisi geldi.Ayşe servise bindi ve okula gitti ama akılı hala köpekteydi.Acaba onu tekrar görebilecek miydi?bilmiyordu.
İlk dersleri resimdi.Güliz öğretmenleri öğrencilerinden sevgi ile ilgili bir resim yapmalarını istedi.Ayşe'nin aklına adını sevgi koyduğu köpek geldi.Onu çizmeliydi.Hem öğretmenide hayvanları çok severdi.Köpeği çizdi onu bir güzel boyadı.Öğretmeni resmi çok beğendi ve hemen panoya astı.Artık Ayşe sevgiyi her gün görebilecekti.
SUDE YANBUL
GEDİKKAYA ORTAOKULU/GİRESUN
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:SEMA SELİN ÇAKMAK
'Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır.'Hadis
MERT GİBİ MERT
Asya ve arkadaşları bir öğlen yakar top oynamak için dışarı çıkarlar.Berkcan da onlarla oynamak istediğini söyler.Kızlar Berkcan'ın isteğini kabul etmezler.Berkcan çok sinirlenir ve kızlara bağırmaya başlar.Kızlar korkudan ne yapacaklarını şaşırmıştır.O sırada olayları gören Mert kızların yanına gelir.Berkcan'a bir şeyler söyler ama Berkcan hala kızlara bağırıyordur.Sonunda Mert de dayanamaz kızar ve Berkcan’a bağırarak oradan uzaklaştırır.Kızlar Mert'e teşekkür ederler.Arkadan birisi işte Mert gibi Mert diye bağırır.Mert tebessümle karşılık verir.
Ama Berkcan müdüre gidip Mert'i şikayet eder.Mert idareye çağırılır.Mert Berkcan'ın tüm zorbalıklarını anlatır.Sonunda diğer öğrencilerin de dinlenmesi üzerine Berkcan'ın suçlu olduğu sonucuna ulaşılır.Berkcan uyarı cezası almıştır.Berkcan yaptıklarından dolayı çok pişman olmuştur ve artık zorbalık yapmayı bırakmıştır.Berkcan ile Mert yakın arkadaş olurlar.Berkcan artık adaletli ve eşit olmayı öğrenmiştir.Şimdi o da artık Mert gibidir.Okulda zorbalık yapanları durdurur.
BERRAK SU TEMİZ GEDİKKAYA ORTAOKULU/GİRESUN
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:SEMA SELİN ÇAKMAK
''İslam güzel ahlaktır.''
Hadis
ENES İLE ESRA
Enes çok arkadaş canlısı,kıpır kıpır,dışa dönük bir çocuktu.Herkes onu sever ve değer verirdi.Mahalledeki Hasan amca ,Sena teyze köşedeki bakkal amca bile seviyordu Enes'i.Enes o yıl ilk defa okula başladı.Çok heyecanlıydı.
Okulun eğlenceli ve güzel bir yer olacağını düşünüyordu.Okulun ilk günü sıra arkadaşı Esra ile tanıştı.Esra çok ürkek bir çocuktu.Enes ile konuşmamıştı bile.Enes bu duruma çok üzülmüş ne yapacağını şaşırmıştı.Hiç konuşmamak,gülmemek Enes'e çok ilginç gelmişti.
Enes eve gider gitmez durumu annesine danışmış hatta giderken ona papatyalar toplamıştı.Annesi:
-'Oğlum sevgi bütün kapıları açar,her şey sevmekle başlar.Eğer sen sabırla bekler ve Esra'ya sevgini belli edersen mutlaka karşılık görürsün.'demiş.
Enes annesinin dediklerini yaptı sabırla ve sevgiyle bekledi,tüm samimiyetini Esra'ya gösterdi.Sonunda Esra ile çok iyi arkadaş oldular.
DERYA DÜZGÜN GEDİKKAYA ORTAOKULU/GİRESUN
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:SEMA SELİN ÇAKMAK
''Allah sabredenleri sever.''(Ali İmran S./146)
HAYATIMIZA GİREN KÖPEK
Ali ARSLAN
Yine günlerden birgün aquaparka gidecektik.Çok heyecenlıydım;Çünkü hayatımda hiç aquaparka gitmemiştim.Bababm ile tüm eşyaları arabaya taşıdık.Artık yavaş yavaş yola koyulacaktık.Bende ne olur ne olmaz diye bayramda biriktirdiğim 250 TL'yi yanıma aldım.Annem ve babaannem hazırlanınca yola koyulduk.Aslında paramı yanıma aldım ama harcamak istemiyordum.Çünkü okul başlayacaktı.Okul eşyalarımı ben alacaktım.
Çünkü babamlar alınca beğenmiyordum.Neyse babam aniden frene bastı.Çünkü önümüzden sağ ayağı kırık yavru bir köpek geçiyordu.Arabadan inip yavru köpeği kucağıma aldım ve arabaya bindim.Babamda hızlı bir şekilde veterinere gitmeye başladı.Babamda benim gibi hayvanları çok severdi.Veterinere varınca köpeği kontrol ettirdik.Kontrol ücreti 400 TL'idi.Ancak babamda 300 TL vardı.Tabbi dayanamadım ve harcamak istemediğim paramdan 100 TL ekledim ve köpeği kontrol ettirdik.
Sadece bir ayağında kırık olduğunu söyledi veteriner.Neyse Köpeği alarak oradan çıktık.Ancak artık aquaparka yetişemiyeceğimizi,yetişsek dahi hepimizin giremeyeceği belliydi.Yine gidemeyeceğimi bilsemde vazgeçtik aquaparka gitmekten.Herşeye rağmen artık benim bir köpeğimim vardı.Uzun zamandırda bizimle yaşıyor.Yine ola yine yapacağımdan eminim.
Yazar:Ali Arslan 5/B
Danışman:Gökçe TURAN
ORMAN BENİM EVİM
LEYLA ÇELEBİ
Bir zamanlar mutlu bir aile yaşarmış.Bu ailenin küçük bir erkek çocukları varmış.Adı Deniz'miş.Bir gün deniz belgesel izlerken ormanda yaşayan insanlar olduğunu görmüş.Annesine sormuş:'Anne ormanda yaşanır mı?Annesi de cevap vermiş:''Eğer ormana ve hayvanlara zarar vermezsen yaşayabilirsin demiş.Akşam olmuş yatma vakti gelmiş.Deniz yatmaya gitmiş.Rüyasında annesinin söylediklerini görmeye başlamış.Birden kendini bir ormanda bir
aslanla konuşmaya başladığını görmüş.

Derken aslanın kendisine saldırmak üzere olduğunu gördü.ANcak annesinin söyledikleri aklına gelince aslandan korkup kaçmayarak ona iyi davranmaya karar verince aslan şaşırdı ve kendisinden niye kaçmadığını sordu Deniz'e. Deniz de annesinin söylediklerini kendisine anlattı.Aslanda artık ormanları ve hayvanları koruyan kimsenin olmadığını ve kendilerinin sürekli korku içinde yaşadıklarını söyledi.Deniz böyle olduğunu bilmediğini ve çok üzüldüğünü söyledi.Daha sonra okulunda
bir proje başlatacağını ve bu konu hakkında herkesi bilinçlendirmeye çalışacağını söyledi.Sabah olunca gördüklerini annesine anlattı.Annesi de bu konu hakkında öğretmenlerinden yardım alabileceğini ve kendilerininde destek olacağını söyledi.Deniz okula gidince fikrini öğretmenlerinede anlattı ve öğretmenleride bu fikrini çok beğendiklerini kendisine söylediler ve ilk olarak fidan dikmek için ilk çalışmalara başladılar.Hfta sonu olunca Deniz ailesi ile pikniğe gitmek istediğini söyledi.
Hafta sonu ailecek pikniğe gittiler ve aklında aslanın pikniğe gelen insanlar ile ilgili söylediklerini sürekli düşündü.

Piknikleri bitince çevrenin temizlenmesine yardım etti ve ormanın derinliklerine bakarak aslana teşekür etti.
Yazar:Leyla ÇELEBİ
5/C
Danışman:Gökçe TURAN
GERÇEK DOSTLUK
Yine her zamanki gibi güzel bir gündü, Ali o sabah erken kalkmıştı, aslında o kendisi kalkmamıştı köpeği Cesur onu kaldırmıştı. Ali köpeği Cesur'u çok sever o olmadan yaşayamam der. Ali okula gitmek için hazırlanırken Cesur'la vedalaşıp gitmek ister ama Cesur ortada yoktur. Ali birden kalp atışlarının hızlandığını fark eder, bir an bacaklarının titremeye başladığını hisseder. Evin her tarafını didik didik arar ama Cesur ortada yoktur. Çantasını bırakır ve sokağa fırlar, işte ne olduysa o zaman gelişmeye başlar. O küçük köyde köpeği Cesur nereye gidebilirdi ki? Bir havlama sesi duydu bu ses Cesur'un sesine çok benziyordu. Ali gözyaşları içinde gelen sesi takip etmeye başlar. Doğduğundan beridir can dostu bellediği Cesur artık yoktu. Gittiği yerdeki sesin bir başka köpeğe ait olduğunu görür.
-"Buraya bak, buraya bak!"
Ali bir an etrafına bakınır ve;
-"Kimsiniz?" Der halbuki etrafta kimse yoktur Ali meraklanır ve etrafına bakınmaya devam eder. O sözü az önce havlayan köpek söylemiştir, Ali gözlerine inanamaz bir rüyada olduğunu zanneder kendini çimdikler ama bu bir rüya değildir. Ali köpeğe şöyle seslenir;
-"Bunu sen mi söyledin?" Der ve ardından köpekten şöyle bir cevap gelir;
-"Evet ben söyledim ne olacak?" Ali bir an afallar ve ne olduğunu anlamaya çalışır ama bunun hiçbir mantıklı cevabı yoktur. Köpeğe der ki;
-"A.. a.. ama sen nasıl benimle konuşabiliyorsun ben bunu sadece hikayelerde olur sanmıştım?" Der ve susar. Köpek şöyle der;
-"Sen köpeklerle konuşabiliyorsun bende buna şaşırdım. Daha önce bir sürü insana seslendim ama hiçbirinden cevap alamadım." Ali çok şaşırmıştır böyle bir şeyin olamayacağını düşünmüştür hep ve ona şöyle bir soru sorar;
-"O zaman ben başka köpeklerle de konuşabilir miyim?" diye sorar. Köpek der ki;
-"Evet konuşabilirsin. Belki başka hayvanlarla da konuşabilirsin."
Ali;
-"Hayır pek sanmıyorum ve de sana bir soru sormam lazım."
Köpek;
-"Sor bakalım."
Ali;
-"sen benim köpeğim Cesur'u gördün mü?" Der içinde olan bir umutla.
Köpek;
-"Bir köpek gördüm ama senin köpeğin mi bilmiyorum?"
Ali;
-"Nasıl bir köpekti?"
Köpek;
-"Sarı renkte ve orta büyüklükte bir köpekti."
Ali;
-E.. evet o benim köpeğimdi. "Der ve köpeğinin yerini sorar.
Köpek;
-"Şu tepelere doğru gitti. "Ali tepelere doğru yol almaya başlar
Ali;
-"Nasıl bir köpekti?"
Köpek;
-"Sarı renkte ve orta büyüklükte bir köpekti."
Ali;
-E.. evet o benim köpeğimdi. "Der ve köpeğinin yerini sorar.
Köpek;
-"Şu tepelere doğru gitti. "Ali tepelere doğru yol almaya başlar
Oradaki kayalıklar o kadar dikti ki bir dağ keçisi bile çıkamazdı. Biran kayalıkların arasında bir mağara gözüktü. Ali mağaranın içine doğru yürümeye başlar. Mağaranın içine girer ve cesurun ayak izlerini görür ve heyecanlanmaya başlar ve Cesura yaklaştığına inanarak yoluna devam eder. Mağaranın içinde ilerlemeye devam eder ve birazcık ilerledikten sonra mağaranın sonunda bir çıkış görür, çıkıştan dışarı çıkar ve etrafına bakar. Etrafına bakındığında yakınlarda bir köy görür ve köyün girişine doğru ilerlemeye başlar. köyün içinde oynayan çocukları fark eder ve ilerlemeye başlar. Çocuklar onu görürler ve orada ne aradığını sorarlar,
Ali şöyle cevap verir;
-"Ben köpeğimi ararken buralara doğru geldim ve bu köyle karşılaştım."
.ocuklar;
-"Köpeğin nasıl bir köpek."
Ali;
-"Köpeğim sarı renkteydi ve orta büyüklükteydi."
Çocuklar;
-"Eğer yardım etmemizi istiyorsan sana yardım edebiliriz."
Ali;
-"Beni düşündüğünüz için teşekkürler."
Çocuklar:
-"Hadi aramaya koyulalım."
Köyün içinde ilerlemeye başlarlar Cesur'un ayak izlerini görünce çocuklar heyecanlanmaya başlarlar, ayak izlerini takip ederek ilerlemeye devam ederler. İlerlediklerinde ise bir köpek yuvasıyla karşılaşırlar ama köpek yuvası boştur onları şaşırtan bu olmuştur. Köyün dışına çıkarlar. Cesur'un onların üzerine doğru koştuğunu görürler.
Cesur koşarak Ali'nin üzerine fırlar. Ali çocuklara teşekkür eder onlara minnettar olduğunu söyler ve eve doğru yola çıkarlar. Eve döndüklerinde ise annesinin ve babasının onu aradığını görür sonra babası Ali'ye nerede olduğunu sorar. Ali her şeyi açıklar bir daha böyle bir şey yapmayacağına söz verir. Ali ve Cesur eve geçerler. Ali eve geçtiğinde köpeklerle konuşabildiğini hatırlar.
Ali Cesur'a der ki:
"Neden beni bırakıp gittin.”
Cesur cevap verir:
"Kayıp ailemi görmeye gittim ama gittiğimde annemin öldüğünü ve kardeşlerimin orada olmadığını gördüm.
Ali ona der ki:
’’Artık senin yeni bir kardeşin var o da benim."
Gerçek dostluklar sadece birbirini anlayarak olmaz sadece kalp bağı olması yeter.
SON
Polat GÜRSOY Yusufcan KAYA
7/B 147 7/B 292
Danışman Öğretmen
Gökçe TURAN
Ben bir ahtapotum. Güzel bir ahtapotum. Hep yosun yerim. Yumuşak şeylere dokunmayı çok severim. Kollarım çoktur ve çok uzundur. herkesi hızla yakalayabilirim. Ayrıca çok hızlıyım. Desenim parlak pembedir. Düğmelerimin şekilleri de şaşırtıcı derecede güzeldir. Yemyeşil parlak düğmeler.
Değişik bir özelliğim var. Sinirlenince ya da korkunca rengim değişiyor. Bu durum bazen benim yararıma oluyor. Ama bazen hiç hoşuma gitmiyor.

Denizde biraz rengi bana benzeyen bir şey gördüm. Ama adını bilmiyorum. Çünkü daha önce gördüklerime hiç benzemiyor.
Buldum, bu yılduza benziyor!!! Ama denizde hiç yıldız görmedim ki. Aaa! Bu gökyüzünden mi düştü? Hayır hayır. Bence bu yıldız denizde var. Belki ben görmemişim hiç.
Çok güzelmiş. Sanki denizin süsleri gibi.
Denizimiz ne kadar güzel. Türlü türlü canlılar var.

Aaa bugün deniz çok dalgalı! Hemenn kahvaltımı yapıp oyun oynamalıyım. Anneme sormalıyım Tabii. " Dalgalarla oyun oynayabilir miyim ?"
"Evet oynayabilirsin. Arkadaşlarınla güzel güzel oynayın. Ama çok uzaklaşmayın. Olur mu?"
"Tamam anne uzaklaşmam."
Deniz yıldızı da artık benim arkadaşım. Arkadaşlarımın sayısı da artmıştır artık. Onları çok seviyordum.
Diğer arkadaşlarımla denizyıldızımı da tanıştırdım. Hep birlikte deniz saklanbacı oynaya başladık.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $37.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $37.79+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!